TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
BERGAMA GERÇEĞİ VE SİYANÜRLÜ ALTIN MADENCİLİĞİ
HER YER BERGAMA, HEPİMİZ BERGAMALIYIZ...

HER YER BERGAMA, HEPİMİZ BERGAMALIYIZ...
Bergama köylülerinin on yıldır sürdürdüğü mücadele anıtlaştı. Bergama‘da, siyanürle altın işletmeciliğine karşı birleşen köylülerin mücadelesidir bu... Onlar, "Biz altın değil toprağımızı istiyoruz" diye direndiler. Direnme haklarını kullandılar. Direnerek kazanılacağını öğrendiler. Çokuluslu altın tekellerinin ve yerli ortaklarının oyunlarını bozdular. Kapalı kapılar ardında alınan kararları, yapılan hesapları boşa çıkardılar. Kendi güçlerine güvendiler. Siyanürü öğrendiler, bilgiyle buluştular. Bilgileri toprağı işler gibi işlediler ve yüreklerini ortaya koyarak direndiler.Emperyalist şirket Eurogold‘un hesapları tutmadı. Şirket on yıl boyunca tüm imkanlarını seferber ederek insanları kandırmaya çalıştı. İş vaatleri, para yardımları, düğünlere, cenazelere yardım girişimleri, gazetelere verilen milyarlarca liralık ilanlar, alışveriş kampanyaları, bedava iftar yemekleri karşısında hep kararlı bir direnişle karşılaştılar. Teslim olan değil, yaşam haklarına sahip çıkan köylüler çıktı karşılarına. İnsanlığın binlerce yıllık emeğinin ürünü olan uygarlık değerlerine ve zenginliğine sahip çıkıyordu köylüler. Gelecekleri için geçmişlerine sahip çıkıyordu Bergama Köylüleri. Gelecekle ilgili kaygılar taşıyan her insan,her sınıf, her ulus, her toplum gibi..."Her Yer Bergama Hepimiz Bergamalıyız" diyen bilim insanları, hukukçular, mühendisler-mimarlar, doktorlar, çevreciler, ekolojistler köylülerin mücadelesine destek vererek, halkıyla kucaklaşmayı sürdürdüler."Halkız, haklıyız, kazanacağız" diyen köylüler, eylemlerini Türkiye‘nin dört bir yanına taşıdılar.17 köyün kadını, erkeği, yaşlısı, genci yaşam hakkı adına, gelecekleri adına, doğa adına, Bergama‘da siyanürle altın işletmeciliğine HAYIR dediler ve mücadeleleri, hukuk alanında sağlanan kazanımla taçlandı.Danıştay, Bergama Ovacık Altın Madeni‘nin ruhsatını iptal ederek, 3 Nisan 1998‘de yargı sürecine son noktayı koydu.Halk hayır demişken, yargı hayır demişken, bilim çevrelerinin anlamlı bir bölümü ve meslek örgütleri; hayır demişken, bu macera bitmeli ve Eurogold gitmelidir.Eurogold gitmiyor, Ovacık altın şantiyesi kapanmıyor, devlet madenin işletilmesi yönünde açık destek veriyor. Yargı kararı uygulanmıyor, anayasal bir suç işleniyor. Suçlular hakkında işlem yapmayanlar, Bergama köylülerini gizli örgüt kurmakla suçluyorlar. Bununla da yetinmiyorlar Başbakanlık talimatı üzerine TÜBİTAK‘a bir rapor hazırlatılıyor. Firmanın "deneme" üretimine izin veriliyor .Eurogold‘un (Normandy) faaliyetini aklamaya ve meşruiyet kazandırmaya yönelik girişimler sürüyor...Bergamalılar göstermiştir ki henüz son söz söylenmemiş ve kendisinden nefret edilen "son insan" henüz ölmemiştir. Ortada milyarlarca dolarlık sermayeye ve devletin resmi desteğine sahip Eurogold varsa, yüreklerini ortaya koyan Bergama köylüleri de var. Yalnız da değiller. Anadolu coğrafyasının demokrasi güçleriyle birlikteler. On yıldır yüzlerce eylemle kullandıkları direnme haklarını ilgilerin, bilgililerin, ilgisizlerin, bilgisizlerin, halk adına kapalı kapılar ardından karar alanların, dostun, düşmanın değerlendirme ve düşünmesine sunanların Çamköy‘de diktikleri 17 KÖY Kitabesi‘ne neler yazdıklarını birlikte okuyalım.
 17 KÖY KİTABESİ"Üzerinde durduğunuz bu topraklar, Pınarköy, Kurfallı, Bozköy, Sarıdere, Eğrigöl, Ovacık, Çaltıbahçe, Narlıca, Çamköy, Tepeköy, Yalnızev, Küçükkaya, Süleymanlı ve Aşağıkırıklar köylülerine aittir.Bu topraklar yediverendir. Ovasında kar gibi pamuk, altın gibi buğday, kehribar gibi tütün, dağlarında vakur çam ve meşeler, derelerinde serin çınar gölgeleri uzanır. Eteklerindeki zeytin ağaçları tarihle yaşıttır. Narına, üzümüne doyamazsınız; tatmadan dönmeyiniz. Topuğunu yere vursan gürül gürül su çıkar. Şifalıdır, aklı düzeltir, bedene sağlık verir. Topuğunu biraz daha sert vurursan yeryüzüne türlü maden saçılır. Zenginliktir. Kleopatra‘nın güzelliğinde buraların çamuru var. Pergamon kağıdı buralıdır; kralları dolaştı, antlaşmaları mühürledi, sevgi, sözleri taşıdı ve gümüş sandıklarda saklandı. Onların kütüphanesini İskenderiyeliler yüzyıllarca okudu, heykeltıraşlarını, heykellerini, tiyatroları.Burada yaşayanlar dürüst, çalışkan insanlardır, başka topraklarda gözleri yoktur. Konukseverdirler. Konuklarında din, dil, ırk cinsiyet, milliyet ayrımı yapmazlar. Dostlarını da düşmanlarını da unutmazlar. Barışseverdirler. Aç gözlü Avrupalıların, Amerika yerlilerine altın için neler yaptıklarını yeni duydular. Şimdi onlar, her akşam topraklarıyla, hayvanlarıyla, ağaçlarıyla ve birbirleriyle vedalaşarak yatıyorlar ama uyuyamıyorlar. Hayata karşı altın diyen aç gözlü Avrupalıları sevmiyor, onları konuk saymıyor ama diğer Batılıları hemşehri sayıyorlar. Altını biliyorlardı ama siyanürü yeni öğrendiler; özenle taşıdıkları altınlarını, siyanürü öğrenince yere attılar. Onlar buğdayın, ayçiçeğinin, tütünün sarı altın; pamuğun beyaz altın, zeytinin siyah altın olduğunu biliyorlar. Onlar, buralardan gidip kaybolmak ya da burada kalıp ölmek istemiyorlar. Onlar bu sıralar hayli öfkeli. Siyasi umut tacirlerinin ilgisizliğine kızgın. Karagün dostlarının duyarsızlığına kırgın. Onlar bu sıralar hassaslar. Bir bakışta dostu düşmanı ayırıyorlar. Dost olarak geldinse onlarla tanış, onları dinle, onlarla uzun uzun konuş. Dost değilsen hemen buradan uzaklaş. Bu insanlar hayatı ve hayatları olan doğayı çok seviyorlar. Onlar bilirler ki; ölüler altın takmaz. Biz bu insanları böyle gördük; böyle tanıdık; böyle anladık ve böyle yazdık...18 Mayıs 1997, Bergama"Ovacık-Bergama Altın İşletme Projesi 1989 yılından beri kamuoyunun gündemindeki yerini korumayı sürdürüyor. Proje bu dönem boyunca bilimsel ve hukuki boyutlarıyla tartışılmış, bu konuda yargı kararları ortaya çıkmış; ancak hala tartış/tır/ılan bir konu olmaktan kurtulamamıştır. Bergama köylüsünün Eurogold AŞ‘nin madenciliğe ilişkin çalışmalarına karşı duruşu 1989 yılından itibaren ortaya çıkmış ve sonuçta tüm dünyanın ilgisini çeken bir sivil itaatsizlik hareketi olarak iz bırakmıştır. Ancak varılan noktada tartışma süreci salt madenciliğin yapılıp yapılmamasının yanısıra ülkemiz açısından ekonomik, toplumsal ve siyasi alandaki temel yönelimlerin damgasını vurduğu bir olguya dönüşmüştür. Çevre Bakanlığı tarafından Eurogold firmasına Bergama-Ovacık‘ta siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletilmesine izin verilmesi üzerine, Bergamalı 652 yurttaşın başlattığı hukuki süreç Danıştay 6. Dairesinin 13.5.1997 gün ve E.96/5477- K.97/2312 no‘lu "yörede madenin işletilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve projenin çevre açısından olumsuzluklar taşıdığı" kararı ile yurttaşlar lehine sonuçlanmıştır. Bu karardan sonra olay, bir madencilik faaliyetine yapılan karşı çıkışın ötesinde, siyasal boyutlarıyla ele alınmasını gerektiren bir sürece evrilmiştir. Bu nedenle Bergama-Ovacık sorunu, bilimsel, teknik, kalkınma ve kamu yararı boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Sürece damgasını vuran ve değerlendirmede asıl belirleyici olan unsur ise küreselleşme politikaları ve bunun Eurogold özelindeki yansıması olmuştur. Yargı kararından sonra Eurogold bu kararı yok sayıp, kamuoyu oluşturma çalışmalarına devam etmiş; 1998 yılından itibaren değişik gazetelere "Türkiye altın çağına başlıyor" biçiminde ilanlar vererek hukuk tanımazlığını vurgulamış ve çalışmalarını sürdüreceğini açıklamıştır. Bu gelişme siyasi iradece görmezden gelinmiş ve yargı kararı uygulanmamıştır. Oysa 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 28/1 maddesinde yeralan "Danıştay idare mahkemelerinin esası ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur" hükmü ve Anayasa‘nın 138/4 maddesindeki "yasama ve yürütme organlarıyla idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmü hukuksal açıdan tartışma götürmeyecek ölçüde açıktır. Başbakanlık, Çevre Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve Eurogold Madencilik AŞ, süreç içinde yargı kararını geçersiz kılacak bir zemini yaratma çabalarını artırarak sürdürmüşlerdir. Bu dönemde kamuoyu oluşturmak üzere yoğun çalışmalarda bulunan şirket, biryandan tüm olanaklarını kullanarak insanlara iş vaatleri, para yardımları, düğünlere ve cenazelere yardım girişimleri ve toplu iftar yemekleriyle yöre halkını aldatmaya yönelmiş, öte yandan da her türden bilimsel toplantıyı, insan ve çevreyi birincil planda düşünen bir işletmecilik anlayışını taşıdığını göstermenin alanı olarak kullanma çabası içinde olmuştur. Eurogold Madencilik AŞ yargı kararında belirtilen risk faktörlerinin tamamen giderilmiş olduğunu öne sürerek "Danıştay 6. Dairesi kararı gereği işlem tesis edilerek yatırıma izin verilmesi"ni talep etmiştir. Bu gelişme üzerine siyasi irade 8.3.1999 tarihli yazılı talimatları ile TÜBİTAK‘dan Bergama-Ovacık altın madeninde yargı kararlarında belirtilen risklerin kabul edilebilir olup olmadığını ve risklerin ek önlemler ile giderilip giderilmediğinin belirlenmesini talep etmiştir. 4 Ağustos 1999 tarihinde TUBİTAK uzmanlarınca yerinde bir günlük inceleme yapılıp önceki çalışmaların değerlendirilmesi sonucunda, 1999 Ekim ayında "Eurogold Ovacık Altın Madeni TÜBİTAK-YDABÇAG Komisyon Değerlendirme Raporu" hazırlanmıştır. Bu gelişmelerin yanısıra yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi ve küreselleşme sürecindeki ekonomik gelişmeler gerekçe alınarak TBMM‘de 13 Ağustos 1999 tarihinde Anayasa değişikliği yapılmış ve uluslararası tahkim kabul edilmiştir. Bu yasa, ülkemizde yatırım yapan ulusötesi tekellerin yeraltı kaynaklarımızı yağmalamasını hızlandırmıştır. Bu yasanın, ülkenin aydın ve yurtseverlerince vatana ihanet olarak yorumlanmasına karşın, kabul edilmiş olmasını anımsatmakta yarar görüyoruz. Başbakanlık Müsteşarlığı, 5.4.2000 gün ve 263 no‘lu yazısı ile İçişleri, Sağlık, Bayındırlık, Enerji, Orman ve Çevre bakanlıklarına "Bergama-Ovacık mevkiinde bulunan altın madeni işletmesiyle ilgili olarak TÜBİTAK‘tan alınan rapor sonucu mahkeme kararında belirtilen risk faktörlerinin ortadan kalktığını ve bu nedenle ilgili bakanlıkların konuyu yeniden değerlendirmek suretiyle işlem tekemmül ettirmelerini" bildirmiştir. Bu işlemlerin ardından, 14 Nisan 2000 tarihinde ÇED Yönetmeliği‘nde yapılan değişiklikle, deneme üretimi yapan tesis ya da işletmelerin bir defaya mahsus olmak üzere ÇED sürecinden muaf tutulması sağlanmıştır. Böylece şirketin çalışabilmesinin önündeki engeller giderilmiştir. Deneme üretimi süreci ile birlikte, Eurogold isim değişikliğine giderek "Normandy Maencilik A.Ş." adını kullanmaya başlamıştır. 6 Mayıs 2001 tarihli gazetelerde yayınlanan ilanlarda, Normandy firması "Ovacık İşletmesi" için teknik eleman alımına yönelik talebini dile getiriyordu.Firmanın deneme üretimi ve isim değişikliği girişimi eş zamanlı ve programlı bir saldırının varlığını ortaya koymaktadır. Bu girişimler, firmanın bir yandan yıpranan imajını onarma çabası bir yandan da yeni bir yatırımcı kuruluş olarak tanınma gayreti olarak yorumlanabilir.Sonuç olarak, Eurogold; ülkede yaşanan ekonomik krizden çıkar sağlamaya çalışmakta, bir anlamda krize oynamaktadır.Son ekonomik-siyasal gelişmelerin, emekçi sınıfları işsizliğe ve açlığa itmesi, Eurogold gibi emperyalist odaklar için ancak yeni bir koz olabilirdi. Ve öyle oldu... Hemen, Eurogold‘un "sözde" istihdam politikaları değiştirildi. İstihdam edeceklerini söyledikleri işçi sayısı, ne hikmetse bir anda arttırıldı!Bu noktada soru ise şu olmalıdır; hukuksal açıdan varolmayan bir şirketin halkın fakirliği ile alay edercesine tertiplediği bu çirkin rüşvet teklifinin, gerçekte düzenin tükendiğini gösterdiğini kim haykıracak? Bu sorunun gerisi "sözde", ilerisi apaçık...Görüldüğü gibi 1997 yılında alınan yargı kararını izleyen süreç, siyasi iktidar/lar/ın madenin işletilmesi yönündeki tercihi sonucunda, bir dizi yasal değişiklikle birlikte gelişmiştir. Eurogold bu dönemde inşaatı sürdürerek deneme üretimi aşamasına gelmiş ve fiili bir durum yaratılmak istenmiştir. Bu durum dar anlamda sadece şirketi ilgilendiren bir tercihin sonucunda oluşmamış, siyasi iradenin uluslararası sermayenin önündeki engellerin kaldırılması yaklaşımının Eurogold özelinde yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Bugünlerde siyasi iktidar, hazırladığı "Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı" ile yabancı sermaye önündeki tüm engelleri kaldırmayı tasarlamaktadır. Bu tasarının yasalaşması koşulunda 10 milyon dolarlık yatırımın yapıldığı her alan ÇED denetiminden bağımsız, "endüstri bölgesi" olarak tanımlanacaktır. Bunun anlamı, ülkemizin açık sömürgebir ülke haline dönüştürülmesidir.
 TÜBİTAK UZMANLAR KOMİSYONU RAPORU VE RESMİ YALANLAR, SİVİL GERÇEKLERTÜBİTAK Raporu‘ndaki teknik ayrıntıları irdelemek bu kısa yazıda olası değildir. Ancak, TÜBİTAK Raporu‘nun genel yaklaşımını ortaya koymak açısından bazı değerlendirmeler yapılabilir. Örneğin, Rapor‘da sayfa 18 paragraf 2‘de "atık havuzundan yer altı suyuna sızma ancak atık havuzundaki pH‘ın çeşitli nedenlerle düşmesi durumunda (fazla yağış ile seyrelme gibi) metallerin çözmesiyle önem kazanabilir. Bu durum atık havuzunun etrafında kurulu kostik hattı ve içine yerleştirilen pH probu ile kontrol edilmektedir" denmektedir. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü‘nde oluşturulan genişletilmiş İl İnceleme Kurulu‘nun, 21.7.2000 tarihinde işletmeye yaptığı geziye katılan kurul üyesi Yrd. Doç. Dr. Enver Y. Küçükoğlu ise, "inceleme kurulunun böyle bir yapı görmediğini" Başbakanlığa verdiği 7.8.2000 ve 21.9.2000 tarihli raporlarında belirtmektedir.Uzmanların (!) görüşlerinin yeraldığı TÜBİTAK Raporu‘nun eklerinde projenin olumlu ve olumsuz olarak ayrı ayrı tartışılan konularından sadece olumlu olanları özet raporda değerlendirilerek sonuçlara varılmış, olumsuzluklar üzerinde ise değerlendirme yapılmamıştır. Bu durum raporun taraflı ve belli bir amaca göre hazırlandığını belgelemektedir. Örneğin, jeoteknik değerlendirme raporunda "atık barajı güvenlik katsayısının, DSİ‘nin aynı yörede yaptığı Kestel ve Çamlı barajlarıyla karşılaştırılarak Ovacık‘ın daha güvenli olduğu ortaya çıkıyor" denmekte, fakat bugün için İzmir‘de Çamlı Barajının henüz yapılmadığı görmezden gelinmektedir. Cevher özellikleriyle ilgili olarak verilen bilgiler (rezerv, tenör vb.) şirketin yapmış olduğu araştırmalar baz alınarak verilmiş olup, bunun dışında hiçbir kamu kuruluşunun ya da TÜBİTAK uzmanlarının cevherin yapısı ve bileşimini incelemediği bilinmektedir. Altın madenciliğinde cevherin çıkarılmasından zenginleştirilmesine ve altının kazanılmasına kadar bütün işlemler çevreye doğrudan ya da dolaylı olarak zarar vermektedir.Örneğin, cevherin çıkarılmasında patlatılan dinamitlerle, cevher kırmada, öğütmede gürültü kirliliği, kırma-öğütme işlemlerinde toz kirliliği oluşmaktadır. Bunun yanında işletme sırasında uygulanan kimyasal prosesler nedeni ile çeşitli sorunlar oluşmaktadır.Siyanür liç yöntemi ile altının zenginleş tirilmesinde, atıklar önemli bir sorun alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Siyanür bileşikleri doğal yaşamı, tarım ve hayvancılığı, işletmenin bulunduğu ekolojik ortamı olumsuz yönde etkileme potansiyeline sahiptir. Madenden kaynaklı siyanür bileşikleri, katı atıklar yeraltı ve yüzey sularını da kirletme riski taşımaktadır. Dünya‘da yaşanan altın madeni kazaları, yukarıda sıralanan tehlikelerin ciddiyetini ortaya koyması açısından oldukça önemlidir.Risk unsurlarının değerlendirilerek sonuçlandırıldığı belirtilen TÜBİTAK Raporu‘nda, "atık barajı çevresindeki suları drene edecek kuşaklama kanallarının projelendirilmesinin, belirlenen taşkın debilerinin farklı hesaplanması nedeniyle, doğru olmadığı" belirtilmektedir. Yine hidrojeolojik risk değerlendirilmesinin yapılmadığının belirtilmesine rağmen değerlendirme bölümünde bunlardan sözedilmemektedir. Gerçekte, Rapor‘un hazırlanma gerekçesi, risklerin bilimsel ölçülerle ortaya konmasıdır. Raporda atık barajının 0.6 g yer ivmesine dayanabilecek sağlamlıkta inşa edilmiş olduğu belirtilmesine karşın, bu ifadeler raporun eklerindeki uzman görüşleri arasında yeralmamaktadır. Rapor‘da "bölgede 6 ve üzeri büyüklüğündeki depremlerin oluşabileceği ve bunun işletmeye kuvvetli yer sarsıntısı olarak yansıyacağı kabul edilmekle birlikte, gelecekte zaman içerisinde yeniden değerlendirme yapılmasında yarar vardır" denilmektedir. Bu ifadeler risk faktörünün geçerli olduğunu açık olarak göstermektedir. TÜBİTAK Raporu teknik anlamdaki bilgileri kapsamakla birlikte, sonuç bölümünde "inceleme konusu tesisin ve aynı koşullardaki benzerlerinin çevreye uyumlu ve duyarlı birer iktisadi faaliyet olarak işletmeye geçirilmelerinin sürdürülebilir kalkınma kavramı içerisinde ülkemiz menfaatleri açısından uygun ve yararlı olacağı" belirtilmiştir. Ekonomik ve sosyal değerlendirmenin yapılmadığı bu raporda bilimsel tarzın(!) gereği olarak bir yargıda bulunulmaktadır. Gerçekte ise, sürdürülebilir kalkınma kavramının açımlanması, unsurlarının tartışılması ve tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekirdi. Tüm bu gelişmeler, Bergama-Ovacık Altın İşletmesi sorununun dar anlamda madencilik yapılıp yapılmaması sorunundan çok, ülkenin içinde bulunduğu konjonktürde küreselleşme yönündeki politikaların somutlaşması anlamını taşımaktadır. İnsanlık ve bilim tarihinin geçmiş sayfalarında, bilimsel yöntemlerin ve kullanım amaçlarının hiçbir koşulda birbirinden ayrı ve yansız olamıyacağını ve yaşanan toplumsal süreçlerden bağımsız ele alınamayacağını gösteren yüzlerce örneği bulmak mümkündür. Ülkemizde Bergama Ovacık özelinde gelişen "Altın Madenciliği" tartışmaları, ya işletme teknolojisi ve çevre, ya da ekonomik boyutuyla gündeme getirilmiştir. Ancak soruna bir bütünsellik içinde, madenciliğimizin temel yönelişleri ve politikalarının neler olması gerektiği açısından bakılmamıştır. Sorunun çözümünde bilimi, teknolojiyi, çevreyi, ekonomiyi, politikayı ve insanı birlikte ele alan toplumcu bir yaklaşımın ortaya konulması zorunluluk haline gelmiştir. Bu anlamda gündemdeki bor madenlerimizin özelleştirilerek uluslararası tekellere peşkeş çekilmesi girişimiyle, Bergama-Ovacık altın madeninin çokuluslu bir şirketçe, üstelik çevre ve insanımız için büyük risklerle işletilmesine ilişkin, ilgili kurum ve kuruluşların gereken sorumluluklarını yeterince ortaya koyamadıkları gözlenmiştir. Bugün ülkemizin bilim insanları ve aydınlarının bu kimliklerini ortaya koyma zorunlulukları etik bir görevdir. Unutulmamalıdır ki Einstein‘ı aydın kılan, atom bombasına yaptığı katkı değil, atom bombasının insanlar üzerinde kullanılmasına karşı aldığı tavırdır.Bilim, bir bütün olarak insanlığın hizmetinde olmalı ve çıkar gruplarının, dar toplumsal kesimlerin amaçlarına alet olmaktan uzak durmalıdır. Bugün Bergama altın madeninin işletilmesini ve dolayısıyla emperyalist tekeli bilim/mühendislik/teknik, istihdam, ileri teknoloji transferi, yabancı sermaye girdisi, yüksek kazanç söylemleriyle destekleyenlerin ülkemizde her yıl 700 bin işçinin işten çıkarılması karşısında susmaları hangi bilim ve mühendislik etiğiyle bağdaşır. Altın üreterek gelişmiş bir ülke biliyorlar mı? Ya da altın üretilen ülkelerin ortak paydasının geri bıraktırılmış ol duklarını? Bizler mühendisler/teknik elemanlar sadece altını, bakırı arayıp bulmanın, barajları-köprüleri yapmanın yanında insan olmanın sınırını da çizebil meliyiz. Bergama‘da 10 yıldır direnen dünyanın "en ince lifli pamuğunu" yetiştiren, namuslu yürekleri ürettikleri pamuk kadar ak olan Anadolu‘nun yiğit insanlarıyla bu sınırda kucaklaşmalıyız. Sarılmalıyız, ta ki 100 yıl önce Zeus‘un sunağını, bugün ise Pandora‘nın zehiri ‘siyanür‘ ile altınını çalmak isteyen, mazlum ülkelerde yarattıkları yıkımlarla sabıkalı, gözleri kar hırsıyla dönmüş emperyalist tekel Eurogold ve yerli işbirlikcileri yenilene kadar!Meslek Odaları olarak, yeraltı kaynaklarımızın altından kömüre kadar aranıp, bulunup kamusal bir anlayışla işletilmesini ve ülke ekonomisine katkı sağlanmasını savunuyoruz. Ama bu işletmeler, tarım, orman, doğal ve kültürel sit alanlarının tahribi, turizm potansiyelinin dikkate alınmaması ve işletme çevresindeki insanların yok sayılması, özetle, insana, çevreye ve doğaya karşın olmamalıdır. Bu anlayışla, madencilikte yapılan tüm özelleştirme uygulamalarına, bor madenlerimizin peşkeş çekilmesine, altın sahalarının devlete birkaç milyon dolar sadaka verilerek gasbedilmesine, bir-iki bin kişinin istihdam edileceği ve "Türkiye‘nin zenginleşeceği" aldatmacalarına karşı durmayı sürdürüyoruz. Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin halkımızın doğrudan temsil edileceği yapıların gözetim ve denetiminde değerlendirilmesini, yaratılan katma değerin hakça ve adilce paylaşımını savunuyoruz. Teknik elemanların ve Meslek Odalarının bu konudaki sorumluluğu yaşanılanların ; bilimsel bir tartışmanın çok ötesine geçmiş, siyasallaş/tırıl/mış bir süreçle ilintili olgu olduğunu bilince çıkartmak olmalıdır.Bergamalılar bugüne kadar Eurogold‘un kendilerini yemeklerle, görüşme teklifleriyle ya da iş önerileriyle kandırmasına izin vermedi, siyasetçilerin yalanlarına da kanmadı.Bundan sonra olacaklar Bergamalılar açısından daha önceki saldırılar gibi bir sınav niteliği taşıyor. Bu noktada, Bergamalılara ve bize, güneşi zapt etme umudunu taşıyanlara; yaratılan anti-emperyalist mücadele birikimini ileriye taşımak, memleketimizi sömüren ve zehirleyen Eurogold‘ları, McDonalds‘ları kovmak için tekrar kollarımızı sıvamak düşüyor.Emekle, İnatla, Umutla! Her Yer Bergama, Hepimiz Bergamalıyız...
 Hukuka Saygısızlığın Tarihçesi16.08.1989 Şirket, Enerji Bakanlığı Maden Dairesi‘nden "arama ruhsatı" alır04.07.1991 Şirket, Maden Dairesi Başkanlığı‘ndan ön işletme ruhsatı alır12.08.1991 Şirket, Orman Bakanlığı‘ndan işletme izni alır03.09.1991 Şirket, Valilik Bayındırlık Müdürlüğü‘ne İnşaat izni almak için başvurur14.01.1992 Valilik Bayındırlık Müdürlüğü tarafından Çevre Bakanlığı‘na ÇED raporu ile başvuru yapılır12.02.1992 Şirket, Maden Dairesi‘nden işletme ruhsatı alır22.06.1992 Orman Bakanlığı‘ndan alınan izin 5 yıl uzatılır19.10.1994 Şirket, Çevre Bakanlığı‘ndan taahhütnameye bağlı faaliyet için olumlu görüş içeren izin alır08.11.1994 (652) yurttaş, İzmir 1. İdare Mahkemesi‘nde açtıkları üç ayrı dava ile, Çevre Bakanlığı‘nın Eurogold AŞ‘ye verdiği faaliyet izninin iptali davasını açarlar. Şirket müdahil olur20.12.1994 Valilik oluru ile İzleme-Denetleme komisyonu kurulur ve çalışmaya başlar14.03.1996 Şirket, Sağlık Bakanlığı‘ndan tesis izni alır19.04.1996 Mahkeme, yürütmenin durdurulması istemini reddeder26.03.1996 Şirket İzmir Valiliği Bayındırlık Müdürlüğü‘nden yapı ruhsatı alır02.07.1996 İzmir 1. İdare Mahkemesi davaları esastan reddeder13.05.1997 Köylüler vekilinin temyiz başvurusu üzerine, Danıştay 6. Dairesi yerel mahkemenin kararını inceler ve esas hakkında bozma kararı verir 25.06.1997 Danıştay kararı, davalı idareye tebliğ edilir. Çevre Bakanlığı, kararın düzeltilmesi isteminde bulunur. Ancak, sonradan bu istemini geri alır26.06.1997 İzmir Barosu, Valilik makamına gönderdiği bir yazıyla Danıştay kararının uygulanmasını talep etmiştir27.06.1997 İzmir Valiliği Baro‘ya gönderdiği cevap yazısında henüz kesinleşen bir yargı kararı olmadığı ve Enerji Bakanlığı‘nın görüşüne göre maden sahasındaki faaliyetin yürütülmesinin istendiği belirtilmiştir. 29.07.1997 Davacı köylüler vekili Çevre Bakanlığı‘na ihtarname göndermek suretiyle mahkeme kararının uygulanmasını talep eder18.08.1997 Çevre Bakanlığı, cevabi yazısında, Danıştay‘ın bozma kararının bu aşamada uygulanamayacağını belirtir.15.10.1997 İzmir 1. İdare Mahkemesi, Danıştay 6. Dairesi‘nin esas hakkında bozma kararına uymak suretiyle altın madeni işletmesine izin veren idari işlemini iptal eder17.10.1997 Mahkeme kararı, Çevre Bakanlığı‘na ve İzmir Valisi Erol ÇAKIR‘a faksla iletilir22.10.1997 Mahkeme kararı, davalı Çevre Bakanlığı‘na resmen tebliğ edilir23.10.1997 Çevre Bakanlığı, ilgili tüm kamu kurumlarına ve şirkete bir yazı göndermek suretiyle dava konusu idari işleme dayanılarak tesis edilen izin, ruhsat gibi işlemlerin yargı kararı doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini ister14.11.1997 İzmir Valiliği, Çevre Bakanlığı‘ndan İzleme-Denetleme Komisyonu‘nun faaliyetinin sürdürülüp sürdürülmeyeceği hususunda görüş ister21.11.1997 Bakanlık, İzleme-Denetleme Komisyonu‘nun faaliyetinin durdurulması gerektiğini İzmir Valiliği Çevre Müdürlüğü‘ne bildirir. Aynı gün, Valilik İzleme- Denetleme komisyonu faaliyetini durdurur18.12.1997 Bergama Belediyesi, Çamköy, Narlıca, Pınarköy Muhtarlıklarının delil tespiti istemi üzerine Bergama Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan keşifte, maden faaliyetinin devam ettiği tesbit edilir13.08.1999 Uluslararası Tahkim, Anayasa değişikliği ile kabul edilirEylül 1999 Başbakanlık, TÜBİTAK Uzmanlar Komisyonu‘na sipariş rapor hazırlatır05.04.2000 Başbakanlık yayınladığı genelge ile; Bergama-Ovacık, Eskişehir Kaymaz‘daki altın madeni sahaları ile ilgili mahkeme kararlarının ülke ekonomisini zarara! uğrattına yönelik görüş bildirir14.04.2000 ÇED Yönetmeliği‘nde yapılan değişiklik ile, deneme üretimi yapan tesis ya da işletmeler bir kereye mahsus olmak üzere ÇED sürecinden muaf tutulurMayıs 2000 Başbakanlık, ilgili bakanlıklara (Çevre, Sağlık, Orman) talimat vererek Eurogold Madencilik A.Ş.‘ye çalışma izni verilmesini isterMayıs 2001 Eurogold, "Normandy Madencilik A.Ş." olarak ismini değiştirirMayıs 2001 Bergama-Ovacık‘ta deneme üretimine başlandığına yönelik haberler gündeme gelir

Okunma Sayısı: 22540
TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası