TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
BASINA VE KAMUOYUNA: İSTANBUL’DA SAĞANAK YAĞIŞLAR NEDEN AFETE DÖNÜŞÜYOR? BİLİMSEL PLANLAMA VE JEOLOJİK RİSK YÖNETİMİ ŞARTTIR!
Yaşanan olumsuzluklardan etkilenen tüm İstanbullulara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, ilgili kurumların ve sahada görev yapan ekiplerin çalışmalarına kolaylıklar diliyoruz.

Kıymetli İstanbullular,

13 Ekim’den itibaren etkili olan ve 14 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da günlük yaşamı ciddi biçimde etkileyen kuvvetli sağanak yağışlar, kentimizin taşkın ve heyelan risklerine karşı ne ölçüde hazırlıklı olduğu sorusunu yeniden gündeme getirmiştir.


İstanbul Valiliği tarafından açıklanan verilere göre, 14 Ekim günü saat 06.00–20.00 arasında 1.277 su baskını ve 15 heyelan kaydedilmiş; AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezlerine toplam 2.518 ihbar ulaşmıştır. Bu tablo, yaşananların yalnızca meteorolojik bir olay olarak ele alınamayacağını, kent planlaması, altyapı ve yerbilimleri açısından da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.


Şiddetli yağış doğal bir olaydır; ancak akıl ve bilimin ışığında bu olayın afete dönüşme riskini artıran etkenlerin belirlenmesi ve azaltılması mümkündür. Yağışın miktarı ve süresinin yanı sıra jeolojik ve hidrojeolojik koşullar, arazi kullanımı, yapılaşma biçimi ve altyapının kapasitesi de yaşanan sonuçlar üzerinde etkili olabilir. Bu etkenlerin İstanbul özelinde bilimsel verilerle incelenmesi gerekmektedir.


TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak, yaşanan olayların nedenlerinin bilimsel yöntemlerle araştırılması ve benzer zararların azaltılması amacıyla aşağıdaki hususlara dikkat çekiyoruz.


1. Jeolojik ve hidrojeolojik koşullar bütüncül değerlendirilmelidir.
Zeminin jeolojik yapısı, geçirgenliği, yeraltı suyu seviyesi ve suyun yer altındaki hareketi; yağışın sızma, yüzey akışı ve zemin üzerindeki etkilerini belirleyen temel unsurlardır. Bu nedenle taşkın ve heyelan riski bulunan alanlarda jeolojik ve hidrojeolojik incelemeler yapılmalı, elde edilen veriler kent planlamasına yansıtılmalıdır.

2. Dere yatakları ve doğal su akış yolları korunmalıdır.
Dere yataklarının daraltılması, üzerlerinin kapatılması, doğal drenaj yollarının değiştirilmesi ve taşkın alanlarında yapılaşma, yağış sularının güvenli biçimde uzaklaştırılmasını güçleştirebilir. İstanbul’daki dere havzaları ve taşkın alanları bilimsel verilerle yeniden değerlendirilmeli; doğal su akışını engelleyen uygulamalar tespit edilerek gerekli düzeltici önlemler alınmalıdır.

3. Heyelan ve şev duraysızlığı riski taşıyan alanlar incelenmelidir.
Yoğun yağışlar, zeminlerin suya doygunluğunu artırarak bazı yamaçlarda duraysızlığa neden olabilir. Dolgu alanları, kazı şevleri, istinat yapıları ve heyelan duyarlılığı bulunan bölgeler mühendislik jeolojisi açısından incelenmeli; riskli alanlarda gerekli teknik önlemler gecikmeden alınmalıdır. Heyelan riski taşıyan alanlarda yalnızca olay sonrasında müdahale etmek yerine, önceden izleme ve erken uyarı sistemleri geliştirilmelidir.

4. Kentleşme ve geçirimsiz yüzeylerin etkileri azaltılmalıdır.
Betonlaşma ve asfalt yüzeylerin artması, yağışın zemine sızmasını sınırlandırarak yüzey akışını artırabilir. Bu nedenle kent içindeki doğal su tutma alanları korunmalı; uygun bölgelerde geçirgen yüzeyler, yağmur bahçeleri, yeşil alanlar ve yağmur suyu biriktirme sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Yeni yapılaşma kararları, havza ölçeğinde yapılacak hidrolojik ve jeolojik değerlendirmelere dayanmalıdır.

5. Yeraltı suyu depolama olanakları değerlendirilmeli, yeraltı barajlarına uygun havzalar korunmalıdır.
Yağış sularının uygun jeolojik ve hidrojeolojik koşullara sahip alanlarda yeraltında depolanması, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkı sağlayabilecek yöntemlerden biridir. Yeraltı barajları, yeraltındaki su taşıyan birimlerde suyun doğal akışını uygun mühendislik yapılarıyla kontrol ederek depolanmasını sağlayabilir. Bu uygulamalar, doğru yer seçimi ve bilimsel tasarım koşullarında yeraltı suyu rezervlerinin desteklenmesine, suyun kurak dönemlerde kullanılmasına ve havza ölçeğinde su yönetiminin güçlendirilmesine katkı sunabilir.


Bu amaçla İstanbul ve çevresindeki havzalarda jeolojik yapı, akifer özellikleri, yeraltı suyu hareketleri, beslenme koşulları ve su kalitesi birlikte değerlendirilerek yeraltı barajı yapılmasına uygun alanlar belirlenmelidir. Uygunluğu bilimsel çalışmalarla ortaya konulan bu alanların beslenme bölgeleri ve doğal su toplama havzaları koruma altına alınmalı; bu alanlarda yapılaşma ve arazi kullanım kararları, yeraltı suyu beslenmesini ve su kalitesini olumsuz etkilemeyecek biçimde düzenlenmelidir.
Bununla birlikte, yeraltı barajlarının taşkın riskini azaltmadaki etkisi her havzanın özelliklerine göre ayrıca incelenmelidir. Bu yapılar, ani ve yüksek debili yüzey akışını tek başına kontrol edebilecek çözümler olarak görülmemeli; yağmur suyu hasadı, doğal su tutma alanlarının korunması, geçirgen yüzeylerin artırılması ve etkin drenaj sistemleriyle birlikte, bütüncül havza yönetiminin bir parçası olarak ele alınmalıdır.

6. Yağmur suyu altyapısı iklim koşulları dikkate alınarak yenilenmelidir.
Mevcut yağmur suyu hatları, menfezler, mazgallar ve drenaj sistemleri; güncel yağış verileri, havza özellikleri ve gelecekteki aşırı yağış olasılıkları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Tıkanma ve kapasite yetersizliği bulunan noktalar belirlenmeli, altyapının düzenli bakım ve denetimi sağlanmalıdır. Yağmur suyu ve atık su sistemlerinin durumu da taşkın riskini azaltacak biçimde ele alınmalıdır.

7. Jeolojik risk haritaları imar ve altyapı kararlarında belirleyici olmalıdır.
Taşkın, heyelan ve diğer yer kaynaklı tehlikelere ilişkin duyarlılık haritaları güncellenmeli; bu haritalar imar planlarında, ulaşım projelerinde ve altyapı yatırımlarında etkin biçimde kullanılmalıdır. Jeolojik, hidrojeolojik ve jeoteknik etütler yalnızca proje aşamasında hazırlanan belgeler olarak görülmemeli; uygulama ve denetim süreçlerinin de temel bileşeni olmalıdır.

8. Kurumlar arası iş birliği ve bilimsel denetim güçlendirilmelidir.
Afet risklerinin azaltılması; yerel yönetimlerin, ilgili kamu kurumlarının, üniversitelerin ve meslek odalarının ortak çalışmasını gerektirir. Jeoloji mühendisleri başta olmak üzere ilgili uzmanlık alanları, risklerin belirlenmesi, planların hazırlanması, uygulamaların denetlenmesi ve afet sonrası teknik değerlendirmelerde etkin biçimde yer almalıdır. Ayrıca yaşanan olaylara ilişkin veriler kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalı ve alınan önlemlerin sonuçları düzenli olarak izlenmelidir.


SONUÇ ve ÇAĞRIMIZ


İstanbul’da yaşanan su baskınları ve heyelanlar, afet risklerinin yalnızca yağış miktarı üzerinden değerlendirilemeyeceğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bununla birlikte, yaşanan olayların her birinin nedenleri, saha incelemeleri ve teknik verilerle ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Bilimsel değerlendirme yapılmadan belirli bir planlama kararını, altyapı unsurunu veya jeolojik koşulu tek başına sorumlu ilan etmek doğru değildir.


Afet yönetimi, yalnızca olay sırasında müdahale etmek değil, riskleri önceden belirlemek ve zararları ortaya çıkmadan azaltmaktır. Bunun yolu; bilimi ve mühendisliği kent planlamasının ayrılmaz bir parçası hâline getirmekten, doğal sistemleri korumaktan ve altyapıyı güncel risklere göre geliştirmekten geçmektedir.


Taşkın ve su kaynakları yönetimi birlikte ele alınmalı; yeraltı barajlarına uygun jeolojik ve hidrojeolojik havzalar belirlenerek korunmalı, yağış sularının güvenli biçimde depolanmasını ve değerlendirilmesini sağlayan doğa temelli ve mühendislik çözümleri yaygınlaştırılmalıdır.


TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak; İstanbul’un jeolojik ve hidrojeolojik özelliklerini esas alan, bilimsel verilere dayalı, katılımcı ve sürdürülebilir bir kent planlama anlayışının benimsenmesi çağrısında bulunuyoruz. Kentimizin afetlere karşı daha dirençli hâle getirilmesi için ilgili kurumlarla iş birliğine ve bilimsel katkı sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.


Yaşanan olumsuzluklardan etkilenen tüm İstanbullulara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, ilgili kurumların ve sahada görev yapan ekiplerin çalışmalarına kolaylıklar diliyoruz.


Saygılarımızla,


TMMOB JMO İstanbul Şubesi
Yönetim Kurulu

https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/c81bc23b8bd6d5b_ek.png

Okunma Sayısı: 31
Fotoğraf Galerisi
TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası