TMMOB Odalar 24 Ocak 2019, Perşembe

Yaşanılan Dicle Nehri taşkını Nedeniyle Yapılan Basın Açıklaması

Yayınlayan Birim: DİYARBAKIR ŞUBE
Yayına Giriş Tarihi: 19.12.2018
Güncellenme Zamanı: 24.12.2018 15:42:34

13 Aralık 2018 tarihinde saat 18:30 sularında fazla yağış nedeniyle Dicle Nehri üzerinde bulunan Dicle Barajındaki fazla suyun tahliyesi için dolu savak kapaklarının açılması sırasında radyal kapaklardan biri kopmuş ve saniyede 1600 metreküp su, Dicle Nehri yatağına boşalmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak Dicle Nehri yatağındaki bir kısım tarım arazisi ve bazı yapılar su altında kalmıştır.

Diyarbakır Valiliğinin yapmış olduğu erken uyarı ile olası can kaybının önüne geçilmiştir.

Dicle Barajı enerji ve sulama amacı ile yapılmış olup aynı zamanda Diyarbakır kent merkezinin içme suyu ihtiyacı da bu barajdan sağlanmaktadır.

Dicle havzası, ülkemizdeki diğer havzalar içinde sel ve taşkınlar sonucu meydana gelen can ve mal kayıpları açısından Doğu Karadeniz havzasından sonra 2.sırada yer almaktadır. 1970-2005 yılları arasında havzada 44 kez taşkın meydana gelmiş, 61 kişi hayatını kaybetmiş ve 10974 ha. tarım arazisi zarar görmüştür.

1-2 Kasım 2006 tarihinde ise bölgemizde meydana gelen taşkın ve sel afeti sonucunda 42 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve büyük oranda maddi zarar meydana gelmiştir.

Deniz, doğal ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda doldurma ve kurutma yolu ile kazanılan alanlarda deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarının belirlenmesi amacıyla 30.08.1990 tarih 20594 sayılı resmi gazetede “Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik” çıkarılmıştır. Bu yönetmelikte “Dicle nehri; ana kolunun Bismil ilçesi ile Türkiye-Suriye-Irak sınırı arasındaki kesimi” olarak tanımlanmıştır.

Bu tanımlama neticesinde Dicle Barajı ile Bismil İlçesi arasındaki kesim ile Dicle Nehrinin ana kolları olan Batman, Garzan, Botan Çaylarının “nehir kapsamı” dışına alınmıştır. Böylece kıyılar korunmasız hale gelmiş, gelişigüzel yerleşim ve kullanıma açık hale gelmiştir. Bu tanımlama ivedili olarak düzeltilmeli ve bu kısımlar da NEHİR statüsüne alınmalıdır.

Dicle nehri yatağı boyunca kıyı-kenar çizgileri ve taşkın alan sınırları ivedili olarak belirlenmeli ve tampon bölge oluşturulmalıdır. Bu tampon bölgelerin nazım imar planları ve çevre düzeni planlarda belirtilerek yerleşim yerlerine izin verilmemelidir.

Tüm afet olaylarında olduğu gibi su baskını zararlarının azaltılması çalışmalarında da en etkin ve ekonomik çözüm; su baskını olayının yaşanmasından önce havza genelinde, tehlike haritalarının hazırlanarak riskli bölgelerin önceden belirlenmesi, yapılaşmadan arındırılması, ağaçlandırma, ıslah projeleri vb önlemlerin gerçekleştirilmesi, arazi kullanım kriterlerinin belirlenerek yöre halkının eğitimi gibi birbirini tamamlar nitelikteki çoklu tedbirlerin, ilgili kurumların eşgüdümü sağlanarak bir plan dahilinde alınması ile sağlanabilmektedir.

Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, dere kesitlerinin daraltılması gibi yanlış kentleşme kararlarından vazgeçilip, imar planına esas jeolojik ve jeoteknik etütler ve arazi kullanım planlaması açısından yerleşime uygunluk değerlendirmesi yapılıp yerleşme ve yapılaşma kararları alınmalıdır.

Havza içinde gelişen yerleşimler, açılan yeni yollar ve kurulan yeni tesisler ile arazi yapısı değişmekte, elverişsiz tarım yöntemleri ile topraklar daha yoğun bir şekilde kullanılmakta, ormanlar ve meralar tahrip edilmekte ve bunun sonucu olarak da taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak meydana gelmektedir.

Sanayileşme ve sektör çeşitliliğinin beraberinde getirdiği şehirleşme, akarsu havzalarının muhtelif kesimlerindeki işyeri çeşitliliğini ve yoğunluğunu büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu da havza bütündeki hidrojeolojik dengeyi bozmaktadır.

 

SONUÇ OLARAK

Doğal bir olay olan yağışların afete dönüşmemesi için gerekli önlemler alınarak can ve mal kaybının önüne geçilmesi için “Afet Yönetim Sistemi” bir an önce oluşturulmalıdır.

Kent merkezlerinin dışında belde ve köylerde de yerleşim alanlarının seçimi, yol güzergahlarının saptanması ve arazi kullanım potansiyellerinin belirlenmesine yönelik “Mühendislik Jeolojisi” çalışmaları yapılarak en uygun alanlar belirlenmelidir.

Tüm yapılaşmalar için yer seçimi esnasında mutlaka “Jeolojik Zemin Etütleri” yaptırılması şartı getirilmelidir.

Kentsel ve kırsal alan yerleşim süreçlerinde uygulanan kararlarda doğal drenajın korunması esas alınmalıdır.

Dere yatağı kavramının sadece derenin aktığı yer olmadığının, taşkın alanını da kapsadığı göz önünde bulundurularak “Tampon Bölge” oluşturulmalı ve yapılaşmaya izin verilmemelidir.

Dicle Barajı ile Bismil İlçesi arasındaki kesim ile Dicle Nehrinin ana kolları olan Batman, Garzan, Botan Çayları için “NEHİR”  tanımlaması yapılmalı ve bu statüyle rehabilitasyon çalışmalarına başlanmalıdır.

Barajların yapımında gösterilen önem, baraj faaliyete geçtikten sonra da devam etmelidir. Dip savak ve dolu savak kapaklarının periyodik kontrol ve bakımları takip edilmelidir.

Saygılarımızla

15.12.2018

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI DİYARBAKIR ŞUBESİ