19 Ekim 2018, Cuma

Marmara Depreminin üzerinden 18 yıl geçti.

Yayınlayan Birim: SAMSUN ŞUBE
Yayına Giriş Tarihi: 15.08.2017
Güncellenme Zamanı: 29.08.2017 14:55:02

17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü nedeniyle bir kez daha depremi hatırlayacağız.

 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli Doğu Marmara depremi binlerce insanımızın ölümüne ve yaralanmasına neden oldu, milyarlarca liralık ekonomik kayıp ortaya çıkardı.

 Topraklarımızın büyük bir kısmı deprem tehlikesi altındadır. Uzun bir süredir Çanakkale, Manisa,  Adıyaman ve İzmir ilimiz, son olarak ta Muğla ilimiz ve ilçeleri depremden nasibini aldı.6.6 büyüklüğünde olan deprem aynı zamanda bir su hareketine (tusunamiye)  neden oldu.

Baktığımızda her geçen gün azalan ağaçlar, ormanlar ve su havzaları yok edilerek yapılan inşaatlar, nedenli veya nedensiz çıkan yangınlar, betonlaşan parklar ve boş alanlar ve bunlara teslim edilen kentlerle karşı karşıyayız. 

 Bilim ve mühendislik dışı yapılaşma ve kentleşme anlayışını bir tarafa bırakmalıyız.

 Dere yataklarının yapılaşmaya açılmasını engellemeliyiz.

 Yağan yağmur suyunu alacak toprağın kalmaması ve derin bodrum kazılarının yer altı drenaj sistemini bozması dikkate almalıyız.

 Dolgu alanlarında yapılaşmadan kaçınmalıyız.

 Kuzey Anadolu fay hattı dünyanın en tehlikeli faylarından biridir.

 Kuzey Anadolu Fay Hattı, Samsun merkezine 55 kilometre mesafede güneyde bulunmaktadır Ladik, Havza ve Vezirköprü ilçeleri birinci derece,

kent merkezi ikinci derece,

Alaçam, Bafra, Terme, Çarşamba ovaları ise üçüncü derece deprem bölgeleri olarak gösteriliyor.

26 Kasım 1943 yılında Ladik merkezli 7.2 şiddetindeki deprem Samsun ve çevresine büyük zarar vermiştir. Bu hat üzerinde olabilecek 7.2 ve daha büyük magnitüdlü depremlerin oluşma olasılığının son derece yüksektir.

 Mühendislik hizmeti almadan üretilen yapıların olmasına izin verilmemesi gerekmektedir.

 Yaşanacak bir deprem de can ve mal güvenliği büyük bir tehlike altında olacaktır.

 Yapılar deprem güvenliğini önleyecek şekilde üretilmelidir. Yaşanacak en ufak bir depremde bile yapıların gördüğü hasar, yapı stoğumuzun ne kadar sağlıksız olduğunu gösterir.

Kısacası Kentlerimiz depreme hazırlıklı değil.

 Meslek Odalarının toplumsal yaşamda büyük bir öneme sahip olmaları göz ardı edilemez.

 Mesleki alanımıza ilişkin mevzuatta kabul edilemez köklü değişikliler yapılmıştır.

Meslek Odalarının Kamu yararı doğrultusunda çalışmalar yaparak meslektaşlar arası haksız rekabeti önlemek gibi bir görevi var.

 Meslek Odaları; üyelerinin denetlenmesini, sicillerinin tutulmasını, mesleki faaliyetlerini kayıt altına alarak etik ve ahlaka uygun bir hizmet yapmalarını sağlamak çabası içindedir. Oysa meslek Odası ile üyeler arasındaki bağın koparılması hizmet kalitesini oldukça düşürmüştür. Kalitenin düşmesi sonucu sağlıksız, kaçak ve mühendislik hizmeti almayan yapılar oluşmuştur.

 Sonuç olarak; doğa her zaman kendi kurallarını kendisi koyacaktır, bize düşen çevreye saygılı yasalara uygun, mühendislik hizmetleri üretmektir.