26 Mayıs 2017, Cuma

Şubemiz 22 Mart Dünya Su Gününde Basın Açıklaması Yaptı; “ Hayatın Kaynağı Su, Gelecek Kuşaklara Temiz Ve Güvenilir Su Kaynakları Bırakmak İnsanlığın Ortak Görevidir! ”

Yayınlayan Birim: KONYA ŞUBE
Yayına Giriş Tarihi: 22.03.2017
Güncellenme Zamanı: 30.03.2017 15:20:25

 

HAYATIN KAYNAĞI SU, GELECEK KUŞAKLARA TEMİZ VE GÜVENİLİR SU KAYNAKLARI BIRAKMAK İNSANLIĞIN ORTAK GÖREVİDİR!

Bugün Dünya Su Günü. Dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasında teşvik olması amacıyla İlk kez 1992`de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı`nda önerilmiş ve 1993 yılında "22 Mart Dünya Su Günü" resmen kabul edilmiştir. Zor bir dönemden geçmekte olduğumuz bu günlerde barışa ve huzura çok daha fazla ihtiyacımız var. Çanakkale`de atalarımızın yaşattığı destan gibi bu gün de birlik, beraberlik ve dirlik içinde bu zor günleri de atlatacağımıza inanıyoruz. Hem Çanakkale`de hem de bu gün ülkemizin barışı ve huzuru için verilen şehitlerimize Allah`tan rahmet kederli ailelerine ve Türk Milleti`ne sabırlar diliyorum. Bu günün bir diğer özel anlamı ise Bahar Bayramı yani Sultan Nevruz olup Atalarımızın 400 yıl boyunca bir bakıma soyutlanmış olarak yaşadıkları Ergenekon`dan çıkış yıldönümüdür. Bugün bütün Türk İllerinde coşkuyla karşılanan SULTAN NEVRUZ özgürlük ve bahar bayramımız kutlu olsun.

Hayatın kaynağı ve canlı yaşamının en temel ihtiyacı su olup en küçük canlı organizma faaliyetlerinden devasa kıta hareketlerine kadar bütün biyolojik, fiziksel ve kimyasal aktiviteler ve insani faaliyetlerin devamlılığı için suya ihtiyaç vardır. Dünya yüzeyinin % 70`ini kaplayan su bedenimizin de küçümsenmeyecek kadar önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Dünyadaki toplam su miktarı 1.4 milyar km3 olup bunun % 97.5`u okyanuslarda ve iç denizlerde tuzlu su olarak bulunduğu için içme suyu olarak kullanımı sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki suların ancak % 2.5`i ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık % 0.3‘ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.Tatlı su kaynaklarının % 87`si kutuplarda ve yeraltında hapsedilmiş olup akarsularda bulunan su ise toplam su miktarının ancak ‰ 1`dir. Bu nedenle, insanoğlu su ihtiyacını yüzeysel suların yanısıra yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir.

Tatlı suların en önemli kaynağı yağışlardır. Türkiye`de yıllık yağış 501 km3 olup her yıl yeryüzüne inen yağış yaklaşık aynı miktardadır. Dünyanın yıllık yağış ortalaması 1000 mm/m2 olup, Türkiye‘nin yıllık yağış ortalaması ise metrekareye 642 mm/m2`dir .

Bugün dünya genelinde tüm tatlı su kaynaklarında kirlenme hızla ilerlemekte ve kullanılabilecek su potansiyeli azalmaktadır. Suyun maliyeti artmakta, nüfus artıkça da kişi başına düşen su miktarı azalmaktadır. Günümüzde 6 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık % 20`sinin güvenli su kaynaklarından yoksun olduğu söylenmektedir. 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun 9.3 milyara ulaşması beklenmekte ve iklim değişiklikleri nedeniyle, 60 ülkedeki 7 milyar insanın su kıtlığı ile karşı karşıya geleceği belirtilmektedir.

Ülkemizde düşen 501 milyar m³ yağışın 186 milyar m³`ü akışa geçmekte ve yıllık 95 milyar m³ tüketilebilecek su varlığımız bulunmaktadır. 14 milyar m3 yeraltı suyu ve komşu ülkelerden gelen sularla toplam 112 milyar m3 kullanılabilir suyumuz vardır. Bunun 34 milyar m3`ü fiili olarak kullanılmaktadır.

Su kaynakları açısından Türkiye şimdilik yeterli ve sürekli bir potansiyele sahiptir. Yurdumuz akarsuyu bol olan ülkeler arasında sayılmaktadır. Ancak mevcut su ülke genelinde dengeli olarak dağılmamakta ve yerel ölçekte su tüketiminde büyük farklılıklar görülmektedir. Örneğin yıllık yağış ortalaması Doğu Karadeniz‘de 1400 mm, Tuz Gölü çevresinde ise 250-300 mm‘dir.

2016 yılında yaklaşık 79 milyon nüfusa sahip olan ülkemizde kişi başına düşen su potansiyeli 2962 m3 ve kişi başına düşen kullanabilir su varlığı 1418 m3, kullanılan su miktarı ise 572 m3`tür. Kullanılabilir su potansiyeli açısından ülkemiz su zengini bir ülke olmayıp su azlığı yaşayan bir ülkedir. 2016 yılında kullanılan 46 milyar m3 suyun 33 milyar m3`ü tarımsal sulama (% 72.7), 8 milyar m3`ü içme suyu (% 16) ve 5 milyar m3`ü sanayide (% 11.3) kullanılmıştır. 2030 yılında 112 milyar m3`lük potansiyelin 72 milyar m3`ünün (% 64.3) sulamada, 22 milyar m3`ünün (% 19.6) sanayide ve 18 milyar m3`ünün (% 16.1) içme suyu olarak tüketileceği hesaplanmaktadır.

Kış ve yaz mevsimleri arasındaki yağış farkları akarsu akımlarında büyük debi değişimlerine neden olurken, sularımızın hızlı bir şekilde kirlenmesi nedeniyle içme ve kullanmaya uygun su kaynakları tehlikeli bir biçimde azalmaktadır. Hızla gelişmekte olan ülkemizde, su kaynaklarımızda görülen kirlenmenin önemi; tarım kesiminin aşırı su talepleri, büyüyen şehirlerin büyüyen içme ve kullanma suyu ihtiyacı ve sanayinin gün geçtikçe artan su talebinin karşılanmak zorunda kalınacağı düşünüldüğünde, bir kat daha artmaktadır. Su kullanımında en önemli paya sahip olan tarım sektöründe çok su isteyen bitkiler üretilmekte ve bütün önlem ve teşviklere rağmen geleneksel açık kanal sulama yöntemi halen yaygın olarak uygulanmaktadır.

KONYA KAPALI HAVZASI VE SU YÖNETİMİ SORUNLARI

Konya Kapalı Havzası`nda yaklaşık 3 milyon kişi yaşamakta olup Türkiye‘nin tahıldan elde ettiği toplam gelirin %9,2‘sini, baklagillerin % 6,2‘sini ve şeker pancarının da dahil olduğu endüstriyel mahsullerin % 8,5‘ini sağlamaktadır Konya Kapalı Havzası içerisinde çok sayıda göl, sazlık ve diğer sulak alanların bir bölümü kurumuş önemli bir bölümü ise kuruma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Konya Kapalı Havzası`nda DSİ verilerine göre 32.000`i ruhsatlı 70.000`e yakını da kaçak olmak üzere 100.000`den fazla yeraltı suyu üretim kuyusu bulunmaktadır. Son 30-40 yıldır yağışların azalması, gün geçtikçe sayıları artan belgesiz kuyular, uygun olmayan hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen sondaj çalışmaları, ekonomik olmayan/bilinçsiz sulama teknikleri, tarımda hatalı bitki deseni seçimi, sondajların jeoloji mühendisi müşavirliğinde açılmaması nedeniyle, koruma tedbirleri alınmamasından kullanıma elverişli yeraltısuyunun niteliksiz su seviyeleriyle karıştırılması sonucu suyun kirlenmesine, kullanılamaz hale getirilmesine neden olunmuştur.

Konya Kapalı Havzası`nda DSİ verilerine göre yıllık yaklaşık 4 milyar m3`lük emniyetli su rezervi bulunmakta ve bunun tamamı kullanılmaktadır. Belirlenen emniyetli rezerv kadar yapılacak fiili çekim, yukarıda söz konusu edilen tüm olumsuz şartların artmadığı koşullarda, yeraltısu seviyesinde değişime neden olmaz ve olağan herhangi bir tehlike söz konusu olamaz. Ancak bugün Havza`daki fiili çekim emniyetli rezervden fazladır. Kurak iklim şartları ile birlikte aşırı ve bilinçsiz yer altı suyu kullanımı nedeniyle yeraltısu seviyesi giderek düşmekte olup yakın gelecekte tamamen susuz kalma tehlikesi vardır. Bunun sonucu olarak 1980 yılından itibaren yılda ortalama 1 m düşümle 35 yılda yeraltı su seviyesinde ortalama 35 m düşüş oluşmuştur. Son yıllarda ortalama düşüm 1 m`den daha fazla olup mevcut olumsuz şartlar devam ettiği takdirde gelecek yıllarda düşümlerin artarak devam edeceği öngörülmektedir. Sadece geçen yıl Mart`tan bu yana bazı alt havzalarda düşüm 2.5 m`den fazladır. Tarımsal sulama başladığında bu düşümlerin çok daha artacağı açıktır.

Havzada tarıma elverişli yaklaşık 3 milyon hektar alanda hektar başına 4000 m3 su ihtiyacı olduğu varsayıldığında yıllık 12 milyar m3 su ihtiyacı vardır. Havzada işletmede ve inşa halindeki barajlar ve su tesisleri ile birlikte bütün sulama imkanları değerlendirildiğinde yaklaşık 4 milyar m3 su varlığımız olup toplam alanın sadece 1 milyon hektarı sulanabilmektedir. Halen su azlığı nedeniyle herhangi bir tesis kurulmayan ve sulama yapılamayan dolayısıyla düşük verimle tarım yapılabilen veya tarım yapılamayan yaklaşık 1.7 milyon hektar alan ise su beklemektedir. 0,5 milyar m3 içme ve kullanma suyu olarak tüketildiğinden havzada yıllık 8,5 milyar m3 su açığı çözüm bekleyen en önemli problem olarak karşımızda durmaktadır.

Su varlığımız açısından geri dönüşü mümkün olmayan ve tehlike çanlarının çalmakta olduğu günleri yaşamaktayız. Su sorununun başta Konya Kapalı Havzası`nda olmak üzere tüm Türkiye`de etkin bir şekilde görülüyor olması, beraberinde hızlı çözümlerin devreye sokulmasını da gerektirmektedir. En kısa zamanda etkin önlemler alınmadığı takdirde, 21. yüzyılda, birçok akiferimizden ve bazı nehir sularımızdan faydalanma olanağı tamamen kaybolacak veya çok pahalı arıtma projelerinin devreye sokulması zorunlu olacaktır.

Aşırı ve kontrolsüz su kullanımını düzenlemek üzere çıkarılan 6111 sayılı yasada yeraltı sularımızın ölçüm sistemleri ile gözlenmesi hükmü olumlu bir adım olmasına rağmen uygulamada su kullanımında en büyük paya sahip olan olan çiftçilerimiz aksi yönde bilgilendirilerek sisteme dahil olmaları engellenmeye çalışılmıştır. Nitekim, su kullanımının ölçülmesi ve mevcut su varlığına göre su paylaşımının belirlenmesi planlamaları kamuoyuna sadece suya sınırlama getirilecek, kabaca kota konulacak şeklinde aksettirilmiştir. Kendileri de su kullanan bazı çevreler yerel televizyon ve gazetelerde vatandaşlarımıza "Sakın bu sisteme dahil olmayın, suyunuza kota konulacak" şeklinde telkinler vermektedir. Hatta kendi zikrettikleri su kotalarının kendileri tarafından hesaplandığını bile bile DSİ gibi Devletin uzmanlaşmış kurumları ve ruhsat çalışmalarını yürüten Jeoloji Mühendislerini açık hedef haline getirmişlerdir. Çünkü Konya dahil olmak üzere Orta Anadolu kapalı havzasına açılan bu 100.000`e yakın kaçak kuyu yine bu mantığın eseridir. "Çiftçiliğimiz bitiriliyor, gıda güvenliği tehlikede, üretim duracak, ekonomi çökecek vb" iddialar ve çeşitli yaklaşımlarla yapılan hesaplamalar ile Konya`mızın fakirleşeceği yönündeki söylentiler asılsızdır. Zira yukarıda da belirtildiği gibi aktif kuyu sayısı ve gerçek su kullanımı tespit edildikten sonra ortaya çıkacak su varlığına göre su tahsisinin yapılması zaruri hale gelmiştir. Buna göre sürdürülebilir Yeraltısuyu kullanımı için şimdiden ciddi önlemler alınmalıdır. Konu ile ilgili olarak Tarım Bakanlığımız, Orman ve Su İşleri Bakanlığımız, Kalkınma Bakanlığımız ile birlikte uzman kuruluşlar olan Ziraat Mühendisleri Odaları, Ziraat odaları, kooperatifler ve Sulama birliklerinin ortak kararıyla havzada üretilecek bitki desenini belirlemelidir.

Yılların buğday ambarı Konya`mız giderek daha fazla kar uğruna daha çok su talebi olan bitki üretimine doğru evrilmektedir. Tahıl ambarımızda şimdi hububat üretiminin yerini giderek şeker pancarı, mısır, fasulye, yonca ve yeşil sebze almaktadır. Anılan bu ürünlerin teşviklerinin ve katma değerinin daha yüksek olması bu sonucu doğurmuştur. Ancak buğday ambarımızda ithal samanla hayvancılık yapılması konusunda herkesin bir kez daha tarımsal üretimi gözden geçirmesi için çok önemli bir nedendir. Daha etkin, su kaynaklarımızı biraz daha öteye taşıyacak akılcı tarımsal teşviklere ihtiyacımız vardır. Ülke ortalamasını sadece yarısı kadar yağış alan yüzey suyu imkanları oldukça kısıtlı olan bu havzada en kıymetli varlığımız olan yeraltı sularımızı bitirirsek gelecek kuşaklara miras bırakabileceğimiz temiz içme suyumuz dahi kalmayacaktır.

Ülkemizde su kaynaklarımızı koruyabilmek amacıyla çıkarılmış yürürlükteki birçok yasa ve yönetmelik bugüne kadar gerçek ihtiyaçları karşılayamamış ve getirilen önlemler pratikte uygulanamamıştır. 2011`de çıkarılan 611 sayılı torba yasaya rağmen havzada sağlıklı su verileri oluşturulamamış ve ölçüm sistemlerinin uygulaması ciddi olarak sekteye uğramıştır. Ölçüm sistemlerinin havzada ihale yoluyla çözüm önerileri ise havzadaki mevcut 130 000`den fazla kuyu sayısı dikkate alındığında gerçekçi bir çözüm değildir ve problemi çok uzun bir zamana yaymak anlamına gelmektedir. Halen üzerinde tartışmalar yapılan Su Kanunu ise bir çok belirsizliğe sahip olup kritik problemler sözkonusudur.

Çocuklarımızın ve torunlarımızın güvenilir, sağlıklı ve ekonomik içme ve kullanma suyuna sahip olabilmesi için acilen etkin önlemler alınması ve uygulanması gerekmektedir. Yürürlükteki mevzuata ek maddeler konulması ve/veya yeni yönetmelikler çıkarılmasıyla kurumlar arasında var olan, bugünkü yetki ve sorumluluk karmaşası çözümlenemeyeceği anlaşılmaktadır. Yeraltı ve yerüstü tüm su kaynaklarımızı kapsayan ve suyun Devletin hüküm ve tasarrufu altında, kamu yararına bir kaynak olduğu esasına dayalı, yeni bir "Yeraltısuları Yasası"na ihtiyaç vardır. Yeraltısuları ve sulak alanlar açısından geriye dönüşü olmayan ve tehlike çanlarının çalmakta olduğu günleri yaşamaktayız. Toplumun tüm tarafların sorumluluğunda olan bu yasa için şu an geç bile kalınmıştır. Bu sorunun daha geç kalınmasına tahammülü de bulunmamaktadır.

Bunun yanı sıra Havzalar bazında su idaresini sağlayacak yasal düzelmemelere de gerek duyulmaktadır. Bu kapsamda, Konya Kapalı Havzası Su Yönetim Merkezi`nin kurulması kaçınılmazdır. İçerisinde veri toplama, veri transferi, erken uyarı sistemi, havza gözleme merkezinin de içerisinde olacağı tüm su idaresine ilişkin her türlü bilgi, donanım ve gerektiğinde özel koruma teşkilatına kadar yapılanmasına haiz olmalıdır.

Birçok ülkenin yasasına yerleştirdiği "suyu kullanan ve kirleten, bedelini öder" hükmünün yasalarımıza yerleştirilmesi gerekmektedir. Özellikle su azlığı yaşayan havzalarda, yanlış, kontrolsüz ve aşırı su kullanımı konusunda eğitimler verilerek bilinç oluşturulmalıdır.

Belgesiz ve kontrolsüz kaçak sondajların önüne geçilememesi nedeniyle, Konya Kapalı Havzası`nda yeraltısu rezerv durumuna göre kuyu açımına müsaade edilmemesi, bugün sadece bir formaliteden öteye gidememektedir. Modern tekniklerle donanımlı bir sulama için yeterli ve hepsi ruhsatlı kuyuların bulunduğu, kontrollü, dinamik bir havza haline getirilmelidir. Bunun için; sağlıklı ve detay Hidrojeoloji çalışmaları ile akiferlerin özelliklerinin belirlenmesi, derin akiferlerin araştırılması yapılmalıdır. Beyşehir gölünün batı yakasında yer alan ve göl suyunun Manavgat Havzasına kaçmasını sağlayan dizi halindeki düdenlerin olduğu gibi, Konya Kapalı Havzası`nın diğer kısımlardaki benzer sorunlara ilişkin alanlarda da detaylı Karst hidrojeolojisi çalışmaları yapılarak, başka havzalara suyun kaçış durumunun belirlenmesi gerekmektedir.

Havza`nın tamamında Jeolojik ve Hidrojeolojik çalışmalar sonuçlanıncaya kadar su temin amaçlı sondaj çalışmalarına izin verilmemelidir. Çünkü, yerin jeolojik yapısı ve akifer ortamları belirlenmemiş sahalarda kuyu açılması, doğanın jeolojik yıllar boyunca koruduğu akifer yapılarını nitelik ve nicelik bakımından yok edebilmektedir. Bu durum son yıllarda Konya Kapalı Havzası`nın bazı kesimlerinde ortaya çıkarak, nitelikli akifer suları, kullanma ve sulama kriterlerine göre kullanılamaz olan klorlu, sülfatlı litolojilerden oluşan akiferlerden karışan su nedeniyle kirlenmiş dolayısıyla kullanılır durumdaki yeraltısuyu kullanılamaz hale gelmiştir.

Hatalı sulamalarla kaybedilecek yeraltısuyunun önüne geçilmesi amacıyla; toprağın jeolojik yapısı ve bitki desenine göre sulama yöntemi ile hidrojeolojik özelliklere göre de kuyu dağılımı yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Konya Kapalı Havzası`na ait güncel su rezervine ilişkin bilânçoların yapılabilmesi, kuyulara ait bilgilerin bulunduğu, su seviyelerini, çekilen su miktarlarının ve hidrojeoloji verilerini içeren, su kimyası özellikleri, akifer karakteristikleri ile gerekli tüm bilgilerin sürekli depolanmasının sağlanacağı güncel ve gelişebilen veri bankası oluşturulmasına ihtiyaç vardır.

ÇÖZÜM ve ÖNERİLER

Konya Kapalı Havzası`nda su yönetiminin etkin verimli ve sürdürülebilir olması için çözüm önerilerimiz;

·         Tarımsal alanlarımızda toplulaştırma ve tarla içi geliştirme çalışmaları mevcut YAS üretim kuyularını % 30 oranında azaltabilir. Ayrıca basınçlı sulama sistemlerinin kullanılması ile kullanılan sudan asgari % 40 tasarruf yapılabilir. Havzaya dışarıdan su getirme projelerinin de uygulamaya konulması ile de mevcut su kaynaklarımız biraz daha korunabilir.

·         Halen su temini tahsisini yapan DSİ`nin görev, yetki ve sorunlulukları açık bir şekilde tanımlanarak gerçekleştirilen icraatın toplumsal baskı ve siyasi hesaplaşmalardan ayrı tutulması gerekmektedir.

·         Havzalar bazında su idaresini sağlayacak yasal düzelmemelerle yukarıda belirtilen önerilerin takibini yapabilecek işlevselliğe sahip, amaca hizmet edecek kapsamda, içinde veri toplama, veri transferi, erken uyarı sistemi, havza gözleme merkezinin de olacağı tüm su idaresine ilişkin her türlü bilgi, doküman, donanım ve gerektiğinde özel koruma teşkilatına kadar yapılanan Konya Kapalı Havzası Su Yönetim Merkezi`nin kurulması kaçınılmazdır. KOP idaresinin bu altyapı çalışmasında etkin görev alması beklenmektedir.

·         Orman Su İşleri Bakanlığı bünyesindeki Su Yönetimi Merkezi`nin taşra teşkilatlarının bir an önce yapılandırılması ve yerinde ölçüm, denetim mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir.

·         Özellikle kentlerin içme ve kullanma suyu gereksinimlerinin sağlandığı ve kentsel yerleşim alanları içerisinde ve/veya çevresindeki su kaynakları, sürekli kirlenme tehdidi altında bulunduğundan kaynakların yakın çevresinde koruma alanları oluşturularak bu alanda yerleşim ve yapılaşma önlenmeli mevcut yerleşim varsa kademli olarak yerleşimden arındırılmalıdır.

·         Su kaynaklarını kirleten başta endüstriyel tesisler olmak üzere her tür kuruluş ciddi denetim altına alınmalı ve kirlenme önlenmelidir.

·         Bilinçli su tüketimi için eğitim programları geliştirilmelidir. 

·         Belgesiz sondajların önüne geçilerek havza yönetiminin modern tekniklerle donanımlı bir sulama için yeterli ve hepsi ruhsatlı kuyuların bulunduğu, kontrollü, dinamik bir havza haline getirilmesi için DSİ tarafından ortaya konulan Yeraltı suları eylem planları taviz verilmeden uygulanmalıdır.

·         Şu an su üretiminde sadece enerji gideri ödenmekte olup kullanılan suya herhangi bir bedel ödenmemektedir. Dolayısıyla suyu kullanamayanların hakkını da gözetecek uygun bir su kullanımı sınırlaması ve fazla tüketimin ücretlendirildiği bir sisteme geçilmesi gerekmektedir.

·         Sağlıklı ve detay Hidrojeoloji çalışmaları ile akiferlerin dağılımı ve özelliklerinin belirlenmesi, derin akiferlerin araştırılması yapılmalıdır. Su kirliliğini önlemek için Jeolojik yapısı ve akifer ortamları belirlenmemiş sahalarda kuyu açılması, doğanın yıllar boyunca koruduğu akifer özelliklerini olumsuz yönde etkilediğinden Havza`nın tamamında Jeolojik ve Hidrojeolojik çalışmalar sonuçlanıncaya kadar su temin amaçlı sondaj çalışmalarına izin verilmemelidir.

·         Hatalı sulamalarla kaybedilecek yeraltısuyunun önüne geçilmesi amacıyla; toprağın jeolojik yapısı ve bitki desenine göre sulama yöntemi ile hidrojeolojik özelliklere göre de kuyu dağılımının yeniden yapılması gerekmektedir. Tarımla uğraşan kesimin acilen modern ve bilinçli sulama tekniklerine geçilmesini müteakip eğitim çalışmaları yapılmalı ve yatırım için gereken destek gerçekçi bir şekilde sağlanmalıdır.

 

UNUTULMAMALIDIR Kİ SU BİZE DEDELERİMİZİN MİRASI DEĞİL, TORUNLARIMIZIN EMANETİDİR

ONLARA TEMİZ ve GÜVENİLİR SU KAYNAKLARINI BIRAKMAK ORTAK GÖREVİMİZDİR

 

Jeoloji Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu Adına

Başkan

Doç. Dr. Fetullah ARIK