28 Haziran 2017, Çarşamba
Yayınlayan Birim: GÜNEY MARMARA ŞUBE
Yayına Giriş Tarihi: 11.11.2016
Güncellenme Zamanı: 05.12.2016 09:30:07

Merkez üssü Düzce olan, 12 Kasım 1999 Cuma günü saat 18.57`de atasel büyüklüğü 7.2 olarak ölçülen 30 saniye süreyle etkili olan, pek çok ilimizde hissedilen, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi‘nin açıklamasına göre, ölü sayısının 845, yaralı sayısının 4948 olan depremin 17. yılında TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, BAOB Ortak Salon`da bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Fikri Düşünceli tarafından yapılan açıklamada, "Depremde hasar gören ve derhal yıkılması gereken bina sayısı 3395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450`dir. En fazla can kaybı ve yapısal hasar, deprem kırığı üzerinde bulunan yerleşmeler ile Düzce kentinde meydana gelmiştir. Gölyaka – Kaynaşlı hattındaki yapı hasarlarının çoğunluğu, deprem fayının parçalaması sonucunda, Düzce kentindeki hasar ise zayıf zemin özelliklerine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Depremde toplam konutların yüzde 81`nin ve işyerlerinin de yüzde 87`sinin hasar görmesiyle Düzce il merkezinin büyük bir kesimi yıkılmıştır" ifadeleri kullanıldı.


Düzce depreminden kısa bir süre önce, aynı yılın 17 Ağustos`unda Marmara Bölgesinde meydana gelen depremin yarattığı travma henüz geçmemiş, yaralar sarılmamış, enkazlar kaldırılmamışken meydana gelen 12 Kasım depremi toplumsal travmanın belirginleşmesine neden olduğunu, geleceğe dönük kaygılar, umutsuzluk ve çaresizlik ülkeyi esir aldığını belirten Düşünceli, "Depremler sonrasında söylemler dışında siyasi iktidarlar, `yara sarma vaadini` bile gerektiği ölçüde yerine getirmemiş, halkımızın içini rahatlatacak, geleceğe güvenle bakabilmesini sağlayacak adımlar atmamışlardır" dedi.


TÜRKİYE OLASI DEPREMLERİ BEKLEMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMAMAKTADIR


Türkiye`nin olası depremleri beklemekten başka bir şey yapmamakta olduğunu söyleyen Düşünceli,  Güvenli konut üretimi konusunda yerel ve merkezi yönetimler üstüne düşen görevleri yapmadıklarını,  kentsel dönüşüm projelerini bir rant projesi olarak gördüklerini, TOKİ`nin ise halka güvenli ve ucuz konut üretmek yerine lüks konutlara yönelerek ihtiyacı karşılamaktan uzaklaştırıldığını, 1999 depremleri sonrasında Yapı Denetim alanında yaşanılan süreç, yapı denetimini sağlayacak bir yapılanmaya bugün için gelinemediğini söyledi.

 

Düşünceli açıklamaya şöyle devam etti:

"1999 depremleriyle başlayan süreçte, depremin yıkıcı etkisini azaltacak öneriler, alınması gereken önlemler, yapılması gereken yasal değişiklikler tartışmalarda önemli bir yer tutmuş, konu bilimsel içerikli toplantılarda, etkinliklerde ele alınmış, teorik altyapısı oluşturulmuştur. Bunun anlamı açıktır; bilim insanları, üniversiteler, meslek odaları üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmiştir. Toplum siyasi sorumlulardan bilimin yol göstericiliğinde düzenlemeler gerçekleştirmesini beklemeye başlamıştır ki, zaman ilerledikçe açığa çıkan hayal kırıklığının asıl nedeni de bu olmuştur.

   Bu ülkenin İmar Yasası, Afet Yasası, Yapı Denetim Yasası, bunların ilgili ikincil mevzuatı sorunludur. Sistem  doğa olaylarının afete dönüşümünü engellemekten uzaktır.

Türkiye gibi topraklarının yüzde 93`ünün aktif deprem kuşağı üzerinde bulunduğu ve nüfusunun yüzde 98`inin deprem riski altında yaşadığı bir ülkede, yapılacak iş açık ve nettir;

 

- Düşük standartlarda sağlıksız ve yasa dışı yapılaşmanın, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşmenin önüne geçilmeli, bilimsel normlara dayalı arazi kullanım ve yer seçimi kararlarının rantsal kaygılara yenik düşmesi engellenmelidir.

 

- Bilim ve teknolojinin gerekleri yerine getirilmeli, ranta dayalı planlama ile niteliksiz yapı üretimi anlayışı terk edilmelidir.

 

- Gerek kentsel, gerekse kırsal alanlarda yer seçimi, planlama ve yapılaşma karar süreçlerinde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri etkin bir şekilde kullanılmalıdır.

 

- Toplumsal ve yönetsel düzeyde tüm kaynakları risk azaltma hedefine yönlendirecek, kişi ve kurumlar arasında eşgüdümü sağlayacak, mevzuat, kurumsal yapılanma, eğitim, sağlık gibi alanlarda kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve ilkeleri ortaya koyacak, her aşamada denetim süreçlerini de tanımlayacak, stratejik deprem planı ivedilikle hazırlanmalıdır.

- Ülkemizde zarar azaltmaya yönelik afet odaklı harcamalar "bütçe dengelerini bozan bir gider kalemi" olarak görülmemeli, afet öncesi yapılacak bir birim harcama, afet sonrası yedi birimlik harcamaya denk gelmektedir.

 

Yine açıktır ki, bunlar yapılmazsa, Anadolu coğrafyası yeni ve daha yakıcı doğal afetlerle karşı karşıya kaldığında, siyasi iktidarların vicdani ve yasal sorumluluktan kurtulması mümkün olmayacaktır.

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu bileşeni tüm mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak bizler, Son 17 yıldır her 17 Ağustos ve 12 Kasım`da söylediğimiz gibi;

Deprem Öldürmez, Bina Öldürür.

 

Doğanın bir gerçeği olan depremlerin önlenemeyeceğini, ancak alınacak bilimsel önlemler, bilinçli eğitim ve planlı yerleşim ile depremle ölmekten vazgeçip depremle yaşamayı öğrenmemiz gerektiği bilinci ile, Hep söylüyoruz, hep söyleyeceğiz;

Depremlerin afet olarak yaşanması, ülkemizin ve halkımızın yazgısı olamaz.

Depremin afete dönüşmesi takdiri ilahi değildir.

Doğa olaylarının afete dönmesini istemiyorsanız;

BİLİMİN ve TEKNİĞİN GEREĞİNİ YAPIN.

Mimarlar, mühendisler ve şehir plancıları yaşanabilir ve güvenli kentler oluşturulmasında üzerlerine düşen tüm görevleri yapmaya hazırdır"


Bize Ulaşın

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
Hatay Sokak NO:21 KOCATEPE / ANKARA
T: (+90) 312 432 30 85
F:(+90) 312 434 23 88

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti. © 2005-2015 HER HAKKI SAKLIDIR