18 Ekim 2018, Perşembe
Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ
Yayına Giriş Tarihi: 08.03.2018
Güncellenme Zamanı: 10.03.2018 12:01:16

Kadınların eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği mücadele meşalesinin adıdır 8 Mart.

8 Mart 1857 tarihinde ABD`nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. İşçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. Bu grev, ABD’deki işçi mücadelesinin önemli eylemlerinden biri oldu. Kadınların ayaklanmasıyla büyük bir işçi dayanışması doğdu.

1910 yılında Danimarka`nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart`ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Tarihin 8 Mart olarak saptanışı, 1921`de Moskova`da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı`nda gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi.

Bugün, ırkçı ve ayrımcı politikaların tüm dünya genelinde yükseldiğine tanıklık ettiğimiz, erkek egemen şiddet dilinin dört bir yanımızı kuşattığı bir dönemde selamlıyoruz 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü.

Artan yoksulluk, işsizlik ve iktidarın uyguladığı sosyal politikalar toplumda şiddet eğilimini ve aile içi şiddeti de artırdı. Şiddete en fazla kadınlar ve çocuklar maruz kaldı. Sadece 2017 yılında 389 kadın ve 20 çocuk öldürüldü.

Bu süreçte, kadının çalışma hayatındaki alanı giderek daraltıldı. Esnek çalışmanın özendirilmesi, toplumsal cinsiyetçi iş bölümüne maruz bırakılma ve daha düşük ücrete razı edilmelerle kadın emeği sömürüsü taçlandırıldı.

OHAL baskı mekanizmalarını, cinsiyetçi yaklaşımlar üzerinden gerçekleştirmeye devam etti. 8 Mart eylemleri, Onur yürüyüşleri engellendi. Kıyafetlerimize, toplumsal varoluş biçimlerimize, bedenlerimize sistematik saldırı, nefret söylemleri arttı. Müftülere nikah kıyma yetkisi veren yasayla, fetvalarla bedenlerimiz gündem konusu edildi. Etik terkedildi, eril ahlaksızlık sıradanlaştı.

Bu ülkede kadın olmaktan kaynaklı sorunlarımızı çoğaltmak mümkün. Ancak, çalışma hayatımızdaki ve toplumsal süreçlerdeki yaşadığımız ayrımcılığa da, bunları aşmaya dair de söyleyecek sözümüz, birlikte olunca da değiştirecek gücümüz var.

Biz Jeoloji Mühendisi Kadınlar biliyoruz ki, TMMOB JMO üyesi kadınların sorunları, toplumdaki diğer emekçi kesimlerin ve kadınların sorunlarından ayrılmaz bir bütündür.

Biz Jeoloji Mühendisi Kadınlar biliyoruz ki, iktidarların eril politikaları, bizi aile içinde konumlandırıp sosyal politika adı altında kadını toplumsal hayattan kopartacak önlemleri almakta; bu sosyal politikaların adı da giderek töre olur, gelenek olur ve en nihayetinde kutsal bir değerler bütünü olur. Hayatın gerçeğini kavrayan kadınlar karşısında da cellat olur. İşte öldürülmelerimiz bundandır.

Biz Jeoloji Mühendisi Kadınlar; yaşanan tüm bu hukuksuz süreçlerin karşısında dayanışmayı büyütmek için kendi meslek örgütümüzde karar mekanizmalarında yer almaya, her alanda eşit ve özgür yaşamın mihenk taşları olmaya devam etmemiz gerektiğini biliyoruz.

Demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış, kardeşlik ve insanca yaşam mücadelesinin temel bileşeni olan kadın meslektaşlarımız, aydınlık bir yarına olan inancı ve umudu Odamızda birlikte yeşertecektir.

YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası

Kadın Çalışma Grubu

 


Okunma Sayısı: 51