21 Ocak 2018, Pazar

Van Depreminin 6. Yıl Dönümü Basın Açıklaması Yapıldı

Yayınlayan Birim: DİYARBAKIR ŞUBE
Yayına Giriş Tarihi: 10.11.2017
Güncellenme Zamanı: 22.11.2017 11:43:36

Van Depremlerinin Altıncı Yılında Basına ve Kamuoyuna

23 Ekim 2011 tarihinde merkez üssü Van-Tabanlı olan, 7.2 (Mw) büyüklüğündeki depremde 604 vatandaşımız,  9 Kasım 2011 tarihinde merkez üssünün Van-Edremit olan, büyüklüğü 5.6(Mw) olan ikinci depremde ise 40 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği Van Depremlerinin üzerinden altı yıl geçmiştir.


Değerli Kamuoyumuz,


Ülkemiz; Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Batı Anadolu Horst-Graben Sistemi ile Doğu Anadolu`da sıkışmalı-genişlemeli bir tektonik rejimin getirdiği çok sayıda diri fayın etkisi altındadır. Deprem Bölgeleri Haritası`na göre yurdumuzun %92`sinin tehlikeli deprem bölgeleri içerisinde yer aldığı, nüfusumuzun %95‘inin deprem tehlikesi altında yaşadığı, ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98‘i ve barajlarımızın %93‘ünün birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. 
Depremsellik açısından dünyanın en aktif bölgelerinden biri üzerinde bulunan coğrafyamızda, her yıl büyüklüğü 5-6 arasında en az 2, her 3 yılda da en az 6 veya üzerindeki büyüklüklerde bir depremle karşılaşma olasılığı bulunmaktadır.
Bir doğa olayının afete dönüşmesinin son örneğini de 650`ye yakın yurttaşımızın ölümü, yüzlerce yapının yıkılması, binlerce yapının ve konutun ağır hasar görmesiyle sonuçlanan 3 yıl önce yaşadığımız Van depremleri oluşturmuştur.

Biliyoruz ki, deprem kaçınılmaz olarak bir kez daha karşımıza çıkacaktır. Bu jeolojik gerçekliğin bilinmesine, yaşadığımız 1999 Marmara ve 2011 Van depremlerinin acı sonuçlarına rağmen, meydana gelecek yeni bir depremin yeniden bir afete dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Sürekli ifade ettiğimiz gibi, ülkemizin en temel gündem maddelerinden biri olması gereken  Deprem, bugün ne yazık ki unutulmuş ve unutturulmuştur.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak defalarca paylaşmamıza rağmen bu güne kadar hala hiçbir adımın atılmadığı önerilerimizi bir kez daha açıklamayı ve tekrar tekrar uyarmayı bir görev biliyoruz.
Toplumsal ve yönetsel düzeyde tüm kaynakları zarar azaltma hedefine yönlendirecek, kişi ve kurumlar arasında eşgüdümü sağlayacak, mevzuat, kurumsal yapılanma, eğitim, sağlık v.b. alanlarında kısa, orta ve uzun dönem hedef ve ilkeleri denetim süreçleri ile birlikte ortaya koyan kapalı kapılar ardında bazı kurumlar tarafından hazırlanıp topluma dayatılan değil, üniversitelerin, kamu kurum ve kuruluşların, meslek örgütlerinin ve sivil tolum kuruluşları ile siyasi partilerinde içinde yer aldığı geniş katılımlı bir grup tarafından oluşturulmuş bir ekip tarafından ‘Stratejik Afet Eylem Planı` hazırlanmalıdır. Hazırlanacak Stratejik Afet Eylem Planı`nda kurum, kuruluş, meslek örgütleri, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin rolleri ve yapacakları görevler ile bu kurumlar arasında eş güdümü sağlayacak kurumların görev ve sorumlukları belirlenmeli, bu plan TBMM`nin de onayı alınarak yasal bir zorunluluk haline dönüştürülmelidir. Belirlenen görev ve sorumluluklar uygulanabilirliği ile en kısa zamanda  hayata en geçirilmelidir.
Bu stratejik plan çerçevesinde:

  1. Afetlerle doğrudan veya dolaylı ilişkili tüm mevzuat ‘İmar, Afet, Yapılaşma Ve Denetim` kanunları yeniden düzenlenmeli ve bu kanunlar birbirleriyle entegre olacak biçimde çıkarılmalıdır.
  2. Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı kurulduğu günden bu güne kadar geçen zaman dilimi içinde çoğunlukla acil durumlara müdahale amacıyla ‘Kriz Merkezi` gibi çalışmış, afetlere ilişkin çalışmalar ikinci planda kalmıştır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yeniden yapılandırılarak, doğal afet çalışmalarının her evresine öncülük edecek, kurumlar arasında yetki karmaşasına neden olmayacak, yetki ve sorumluluğunu diğer kurum, kuruluş ve meslek örgütleri ile paylaşacak ve her düzeyde eş güdümünü sağlayacak yaptırım gücüne sahip bir kurum haline dönüştürülmelidir.
  3. Depremlerden ve diğer bütün doğal ve toplumsal afetlerden korunma yönündeki istemler, en temel insan hakkı olarak ele alınmalı ve daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin her yurttaş için temel insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir. Afetlerde en büyük kaybı yaşayan dar gelirliler ile sosyal desteğe ihtiyaç duyan kesimlerin, afet sonrasında sağ kalsalar bile yaşam dayanaklarını yerine koyamayacakları gerçeğinden hareketle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nca 6306 sayılı kanunda gerekli değişiklikler yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.
  4. Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak Belediyeler, İl Özel İdareleri ile Milli Emlak Genel Müdürlüğü işbirliği içinde sağlıklı ve güvenli yerleşimler için her yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli arsa ve arazi rantı engellenmelidir.
  5. 1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla bazı mal ve hizmetlere getirilen ÖTV (Özel Tüketim Vergisi), zaman ve süreç içinde hem zorunlu hale gelmiş, hem de elde edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır. Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV`den elde edilen kaynağın belli bir oranı bu amaçla oluşturulacak bir fona (Afet Fonu) aktarılmalı, bu “fon” afetlerle mücadeleye yönelik projelerde kullanılmalıdır.
  6. Kurumların bütçelerinin belirli bir bölümünü afetlere yönelik projelere ayırma zorunluluğu getirilmelidir.
  7. Dünyada zarar azaltma süreçlerinin ilk adımı olarak görülen ve afete duyarlı planlamayı sağlamada önemli bir araç olan Afet Tehlike Haritalarının  hazırlanmasına yönelik çalışmalar Kamu Kurumları ve Üniversiteler işbirliğinde ivedi olarak başlatılmalı; Deprem Tehlike Haritalarının yanı sıra, Heyelan Duyarlılık ve Risk Haritaları, Çığ Düşmesi Risk Haritaları, Su Baskını Haritaları üretilmeli veya güncellenmeli, bu haritalar planlama süreçlerinde girdi olarak kullanılmalıdır.
  8. Sınırları mülki idare sınırı olan ve ülke nüfusunun yaklaşık %75`ini oluşturan 30 Büyükşehir Belediyesinin kentsel/kırsal alt ve üst yapı hizmetleri (yol, su, kanalizasyon, köprü, baraj vb)  ile binaların projelendirilmesi süreçlerinin doğru olarak yürütülmesinde gerekli olan jeolojik-jeoteknik etütlerin yapılması, kontrol edilmesi ve denetiminin sağlanması, kentsel su temini, yeraltısuyu kaynak ve rezervlerinin araştırılarak ortaya konulması, yeraltısuyu havzalarının korunması, jeotermal kaynak ve doğal mineralli sulardan arzu edilen yararın sağlanması süreçlerinin doğru yürütülmesi ve geliştirilmesi için Büyükşehir Belediyeleri idari yapılanması içerisinde "Jeoloji-Jeoteknik Etütler ve Yeratısuları  Daire Başkanlığı" kurulmalıdır. Bu illerimizin sınırlarının değişmiş olması göz önüne alınarak, son çıkarılan yönetmeliklere uygun imar planlarına esas jeolojik jeoteknik etüt raporlarının tamamı ivedi şekilde tekrar revize edilmelidir.
  9. 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası yenilenerek; yapı denetim sürecinin yapının üzerine inşa edileceği parselin zemine aplikasyonundan başlayıp yapılacak yapı türü, niteliği, büyüklüğü, temel derinliği v.b. unsurlar dikkate alınarak parsel üzerinde gerçekleştirilecek zemin ve temel etüdü ile yapının tamamlanmasından sonra yapının izleme ve bakım süreçlerini de dikkate alarak yeniden tarif edilmeli ve yapı ruhsatı vermeye yetkili kuruluşlar ile yapı denetim kuruluşlarının bu denetim içindeki fonksiyonları yeniden tanımlanmalıdır. Ülkemizin jeolojik yapısı nedeniyle afet tehlikeleri açısından oldukça riskli olması nedeniyle "zemin ve temel etütlerinin yapım, üretim ve raporlama süreçleri yapı denetim süreçlerinde yer alacak Jeoloji Mühendisleri tarafından yerinde denetlenmelidir.
  10. Deprem zararlarının azaltılması yönünde yapılması gereken pek çok çalışmaya temel oluşturan diri fay haritaları incelendiğinde, bir çok yerleşim biriminin fay hatları veya zonları üzerinde, yakınında veya etki alanında yer aldığı görülerek; öncelikle diri fayların üzerinde yer alan yerleşim bölgelerinde üretebilecekleri deprem büyüklükleri de baz alınarak yapı yapılması engellenmeli, riskli alanlar kamuoyuyla da paylaşılarak terk edilmelidir. Bu amaçla en kısa sürede TBMM den bir "Fay Yasası" çıkarılmalıdır.
  11. MTA tarafından ülkemiz karasal alanları için düzenlenen Diri Fay haritaları, deniz alanlarının tamamını kapsayacak şekilde, kısa süre içinde genişletilmelidir.
  12. Gerek MTA tarafından yenilenen diri fay haritası gerekse de mevcut sismik veri ve kayıtlar ile jeoloji, yapısal jeoloji, tektonik, jeomorfoloji ve paleosismoloji çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayalı olarak farklı ölçeklerde "Sismotektonik Haritalar" hazırlanmalıdır.
  13. Ülkemizin mevcut tektonik yapısı, yeni hazırlanan "diri fay haritası" ile hazırlanacak sismotektonik haritalar baz alınarak "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası" yenilenmelidir.
  14. Halkın barınma ve mülkiyet haklarını elinden alan ranta dönük Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği toplum yararı gözetilerek yeniden ele alınmalıdır. Bu kanun yerine, insan merkezli toplumsal politikaların hayata geçirilmesini esas alan, Üniversiteler, Meslek Odaları, Yerel Yönetimler ve halkın katılımı ile; rant odaklı değil, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkını sağlayabilecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Bu anlayış temelinde “Kentsel Dönüşüm” projeleri üretilmelidir.
  15. Ülkemizde sayıları hızla artan yüksek yapıların tasarımı ve deprem güvenliği açısından usul ve esasları düzenleyecek bir mevzuat için ivedilikle çalışma başlatılmalıdır.
  16. Köprüler, barajlar, kıyı ve liman yapıları, kara ve deniz tünelleri, boru hatları, enerji nakil hatları, enerji santralleri, doğal gaz depolama tesisleri, hızlı tren ve otoyol gibi  mühendislik yapılarının gerek yer ve güzergah seçimi gerekse projelendirme aşamalarında deprem/afet güvenliğine önem verilmeli, yeterli jeolojik-jeoteknik inceleme ve modelleme yapılmadan karar süreçleri işletilmemelidir.
  17. Yaşamın ve yaşamsal faaliyetlerimizin jeolojik çevremizde sürdürüldüğü dikkate alınarak, jeolojik çevremize farkındalık yaratılarak doğa olaylarının doğru algılanması için “Jeoloji Dersi” ilköğretimden başlayarak eğitim programları kapsamına alınmalı, örgün ve yaygın eğitim sisteminin her aşamasına afet olgusu doğru bir şekilde entegre edilmelidir.
  18. Çıkarılan Torba Yasa maddesi ile afetlere karşı güvenli yerleşim alanlarının belirlenmesine, nitelikli ve güvenli yapılaşmayı sağlamaya yönelik olarak Odalarımızın yaptığı ve ortadan kaldırılan Kamusal Mesleki Denetim Mevzuatı yeniden düzenlenmeli , sahte mühendis ve mimarların iş yapması, standartlara uygun olmayan niteliksiz mühendislik hizmetlerinin verilmesi önlenmelidir.

Sonuç olarak, TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI olarak bir kez daha ifade ediyoruz, doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir. .  Yeter ki ortak aklın oluşturulması konusunda  bir niyet ve irade olsun.


Saygılarımızla

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi

Van Depremlerinin Altıncı Yılında Basına ve Kamuoyuna

23 Ekim 2011 tarihinde merkez üssü Van-Tabanlı olan, 7.2 (Mw) büyüklüğündeki depremde 604 vatandaşımız,  9 Kasım 2011 tarihinde merkez üssünün Van-Edremit olan, büyüklüğü 5.6(Mw) olan ikinci depremde ise 40 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği Van Depremlerinin üzerinden altı yıl geçmiştir.


Değerli Kamuoyumuz,
Ülkemiz; Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Batı Anadolu Horst-Graben Sistemi ile Doğu Anadolu`da sıkışmalı-genişlemeli bir tektonik rejimin getirdiği çok sayıda diri fayın etkisi altındadır. Deprem Bölgeleri Haritası`na göre yurdumuzun %92`sinin tehlikeli deprem bölgeleri içerisinde yer aldığı, nüfusumuzun %95‘inin deprem tehlikesi altında yaşadığı, ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98‘i ve barajlarımızın %93‘ünün birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. 
Depremsellik açısından dünyanın en aktif bölgelerinden biri üzerinde bulunan coğrafyamızda, her yıl büyüklüğü 5-6 arasında en az 2, her 3 yılda da en az 6 veya üzerindeki büyüklüklerde bir depremle karşılaşma olasılığı bulunmaktadır.
Bir doğa olayının afete dönüşmesinin son örneğini de 650`ye yakın yurttaşımızın ölümü, yüzlerce yapının yıkılması, binlerce yapının ve konutun ağır hasar görmesiyle sonuçlanan 3 yıl önce yaşadığımız Van depremleri oluşturmuştur.

Biliyoruz ki, deprem kaçınılmaz olarak bir kez daha karşımıza çıkacaktır. Bu jeolojik gerçekliğin bilinmesine, yaşadığımız 1999 Marmara ve 2011 Van depremlerinin acı sonuçlarına rağmen, meydana gelecek yeni bir depremin yeniden bir afete dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Sürekli ifade ettiğimiz gibi, ülkemizin en temel gündem maddelerinden biri olması gereken  Deprem, bugün ne yazık ki unutulmuş ve unutturulmuştur.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak defalarca paylaşmamıza rağmen bu güne kadar hala hiçbir adımın atılmadığı önerilerimizi bir kez daha açıklamayı ve tekrar tekrar uyarmayı bir görev biliyoruz.
Toplumsal ve yönetsel düzeyde tüm kaynakları zarar azaltma hedefine yönlendirecek, kişi ve kurumlar arasında eşgüdümü sağlayacak, mevzuat, kurumsal yapılanma, eğitim, sağlık v.b. alanlarında kısa, orta ve uzun dönem hedef ve ilkeleri denetim süreçleri ile birlikte ortaya koyan kapalı kapılar ardında bazı kurumlar tarafından hazırlanıp topluma dayatılan değil, üniversitelerin, kamu kurum ve kuruluşların, meslek örgütlerinin ve sivil tolum kuruluşları ile siyasi partilerinde içinde yer aldığı geniş katılımlı bir grup tarafından oluşturulmuş bir ekip tarafından ‘Stratejik Afet Eylem Planı` hazırlanmalıdır. Hazırlanacak Stratejik Afet Eylem Planı`nda kurum, kuruluş, meslek örgütleri, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin rolleri ve yapacakları görevler ile bu kurumlar arasında eş güdümü sağlayacak kurumların görev ve sorumlukları belirlenmeli, bu plan TBMM`nin de onayı alınarak yasal bir zorunluluk haline dönüştürülmelidir. Belirlenen görev ve sorumluluklar uygulanabilirliği ile en kısa zamanda  hayata en geçirilmelidir.
Bu stratejik plan çerçevesinde:

  1. Afetlerle doğrudan veya dolaylı ilişkili tüm mevzuat ‘İmar, Afet, Yapılaşma Ve Denetim` kanunları yeniden düzenlenmeli ve bu kanunlar birbirleriyle entegre olacak biçimde çıkarılmalıdır.
  2. Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı kurulduğu günden bu güne kadar geçen zaman dilimi içinde çoğunlukla acil durumlara müdahale amacıyla ‘Kriz Merkezi` gibi çalışmış, afetlere ilişkin çalışmalar ikinci planda kalmıştır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yeniden yapılandırılarak, doğal afet çalışmalarının her evresine öncülük edecek, kurumlar arasında yetki karmaşasına neden olmayacak, yetki ve sorumluluğunu diğer kurum, kuruluş ve meslek örgütleri ile paylaşacak ve her düzeyde eş güdümünü sağlayacak yaptırım gücüne sahip bir kurum haline dönüştürülmelidir.
  3. Depremlerden ve diğer bütün doğal ve toplumsal afetlerden korunma yönündeki istemler, en temel insan hakkı olarak ele alınmalı ve daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin her yurttaş için temel insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir. Afetlerde en büyük kaybı yaşayan dar gelirliler ile sosyal desteğe ihtiyaç duyan kesimlerin, afet sonrasında sağ kalsalar bile yaşam dayanaklarını yerine koyamayacakları gerçeğinden hareketle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nca 6306 sayılı kanunda gerekli değişiklikler yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.
  4. Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak Belediyeler, İl Özel İdareleri ile Milli Emlak Genel Müdürlüğü işbirliği içinde sağlıklı ve güvenli yerleşimler için her yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli arsa ve arazi rantı engellenmelidir.
  5. 1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla bazı mal ve hizmetlere getirilen ÖTV (Özel Tüketim Vergisi), zaman ve süreç içinde hem zorunlu hale gelmiş, hem de elde edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır. Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV`den elde edilen kaynağın belli bir oranı bu amaçla oluşturulacak bir fona (Afet Fonu) aktarılmalı, bu “fon” afetlerle mücadeleye yönelik projelerde kullanılmalıdır.
  6. Kurumların bütçelerinin belirli bir bölümünü afetlere yönelik projelere ayırma zorunluluğu getirilmelidir.
  7. Dünyada zarar azaltma süreçlerinin ilk adımı olarak görülen ve afete duyarlı planlamayı sağlamada önemli bir araç olan Afet Tehlike Haritalarının  hazırlanmasına yönelik çalışmalar Kamu Kurumları ve Üniversiteler işbirliğinde ivedi olarak başlatılmalı; Deprem Tehlike Haritalarının yanı sıra, Heyelan Duyarlılık ve Risk Haritaları, Çığ Düşmesi Risk Haritaları, Su Baskını Haritaları üretilmeli veya güncellenmeli, bu haritalar planlama süreçlerinde girdi olarak kullanılmalıdır.
  8. Sınırları mülki idare sınırı olan ve ülke nüfusunun yaklaşık %75`ini oluşturan 30 Büyükşehir Belediyesinin kentsel/kırsal alt ve üst yapı hizmetleri (yol, su, kanalizasyon, köprü, baraj vb)  ile binaların projelendirilmesi süreçlerinin doğru olarak yürütülmesinde gerekli olan jeolojik-jeoteknik etütlerin yapılması, kontrol edilmesi ve denetiminin sağlanması, kentsel su temini, yeraltısuyu kaynak ve rezervlerinin araştırılarak ortaya konulması, yeraltısuyu havzalarının korunması, jeotermal kaynak ve doğal mineralli sulardan arzu edilen yararın sağlanması süreçlerinin doğru yürütülmesi ve geliştirilmesi için Büyükşehir Belediyeleri idari yapılanması içerisinde "Jeoloji-Jeoteknik Etütler ve Yeratısuları  Daire Başkanlığı" kurulmalıdır. Bu illerimizin sınırlarının değişmiş olması göz önüne alınarak, son çıkarılan yönetmeliklere uygun imar planlarına esas jeolojik jeoteknik etüt raporlarının tamamı ivedi şekilde tekrar revize edilmelidir.
  9. 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası yenilenerek; yapı denetim sürecinin yapının üzerine inşa edileceği parselin zemine aplikasyonundan başlayıp yapılacak yapı türü, niteliği, büyüklüğü, temel derinliği v.b. unsurlar dikkate alınarak parsel üzerinde gerçekleştirilecek zemin ve temel etüdü ile yapının tamamlanmasından sonra yapının izleme ve bakım süreçlerini de dikkate alarak yeniden tarif edilmeli ve yapı ruhsatı vermeye yetkili kuruluşlar ile yapı denetim kuruluşlarının bu denetim içindeki fonksiyonları yeniden tanımlanmalıdır. Ülkemizin jeolojik yapısı nedeniyle afet tehlikeleri açısından oldukça riskli olması nedeniyle "zemin ve temel etütlerinin yapım, üretim ve raporlama süreçleri yapı denetim süreçlerinde yer alacak Jeoloji Mühendisleri tarafından yerinde denetlenmelidir.
  10. Deprem zararlarının azaltılması yönünde yapılması gereken pek çok çalışmaya temel oluşturan diri fay haritaları incelendiğinde, bir çok yerleşim biriminin fay hatları veya zonları üzerinde, yakınında veya etki alanında yer aldığı görülerek; öncelikle diri fayların üzerinde yer alan yerleşim bölgelerinde üretebilecekleri deprem büyüklükleri de baz alınarak yapı yapılması engellenmeli, riskli alanlar kamuoyuyla da paylaşılarak terk edilmelidir. Bu amaçla en kısa sürede TBMM den bir "Fay Yasası" çıkarılmalıdır.
  11. MTA tarafından ülkemiz karasal alanları için düzenlenen Diri Fay haritaları, deniz alanlarının tamamını kapsayacak şekilde, kısa süre içinde genişletilmelidir.
  12. Gerek MTA tarafından yenilenen diri fay haritası gerekse de mevcut sismik veri ve kayıtlar ile jeoloji, yapısal jeoloji, tektonik, jeomorfoloji ve paleosismoloji çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayalı olarak farklı ölçeklerde "Sismotektonik Haritalar" hazırlanmalıdır.
  13. Ülkemizin mevcut tektonik yapısı, yeni hazırlanan "diri fay haritası" ile hazırlanacak sismotektonik haritalar baz alınarak "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası" yenilenmelidir.
  14. Halkın barınma ve mülkiyet haklarını elinden alan ranta dönük Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği toplum yararı gözetilerek yeniden ele alınmalıdır. Bu kanun yerine, insan merkezli toplumsal politikaların hayata geçirilmesini esas alan, Üniversiteler, Meslek Odaları, Yerel Yönetimler ve halkın katılımı ile; rant odaklı değil, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkını sağlayabilecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Bu anlayış temelinde “Kentsel Dönüşüm” projeleri üretilmelidir.
  15. Ülkemizde sayıları hızla artan yüksek yapıların tasarımı ve deprem güvenliği açısından usul ve esasları düzenleyecek bir mevzuat için ivedilikle çalışma başlatılmalıdır.
  16. Köprüler, barajlar, kıyı ve liman yapıları, kara ve deniz tünelleri, boru hatları, enerji nakil hatları, enerji santralleri, doğal gaz depolama tesisleri, hızlı tren ve otoyol gibi  mühendislik yapılarının gerek yer ve güzergah seçimi gerekse projelendirme aşamalarında deprem/afet güvenliğine önem verilmeli, yeterli jeolojik-jeoteknik inceleme ve modelleme yapılmadan karar süreçleri işletilmemelidir.
  17. Yaşamın ve yaşamsal faaliyetlerimizin jeolojik çevremizde sürdürüldüğü dikkate alınarak, jeolojik çevremize farkındalık yaratılarak doğa olaylarının doğru algılanması için “Jeoloji Dersi” ilköğretimden başlayarak eğitim programları kapsamına alınmalı, örgün ve yaygın eğitim sisteminin her aşamasına afet olgusu doğru bir şekilde entegre edilmelidir.
  18. Çıkarılan Torba Yasa maddesi ile afetlere karşı güvenli yerleşim alanlarının belirlenmesine, nitelikli ve güvenli yapılaşmayı sağlamaya yönelik olarak Odalarımızın yaptığı ve ortadan kaldırılan Kamusal Mesleki Denetim Mevzuatı yeniden düzenlenmeli , sahte mühendis ve mimarların iş yapması, standartlara uygun olmayan niteliksiz mühendislik hizmetlerinin verilmesi önlenmelidir.

Sonuç olarak, TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI olarak bir kez daha ifade ediyoruz, doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir. .  Yeter ki ortak aklın oluşturulması konusunda  bir niyet ve irade olsun.
Saygılarımızla
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi

Van Depremlerinin Altıncı Yılında Basına ve Kamuoyuna

23 Ekim 2011 tarihinde merkez üssü Van-Tabanlı olan, 7.2 (Mw) büyüklüğündeki depremde 604 vatandaşımız,  9 Kasım 2011 tarihinde merkez üssünün Van-Edremit olan, büyüklüğü 5.6(Mw) olan ikinci depremde ise 40 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği Van Depremlerinin üzerinden altı yıl geçmiştir.
Değerli Ka
Ülkemiz; Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Batı Anadolu Horst-Graben Sistemi ile Doğu Anadolu`da sıkışmalı-genişlemeli bir tektonik rejimin getirdiği çok sayıda diri fayın etkisi altındadır. Deprem Bölgeleri Haritası`na göre yurdumuzun %92`sinin tehlikeli deprem bölgeleri içerisinde yer aldığı, nüfusumuzun %95‘inin deprem tehlikesi altında yaşadığı, ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98‘i ve barajlarımızın %93‘ünün birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. 
Depremsellik açısından dünyanın en aktif bölgelerinden biri üzerinde bulunan coğrafyamızda, her yıl büyüklüğü 5-6 arasında en az 2, her 3 yılda da en az 6 veya üzerindeki büyüklüklerde bir depremle karşılaşma olasılığı bulunmaktadır.
Bir doğa olayının afete dönüşmesinin son örneğini de 650`ye yakın yurttaşımızın ölümü, yüzlerce yapının yıkılması, binlerce yapının ve konutun ağır hasar görmesiyle sonuçlanan 3 yıl önce yaşadığımız Van depremleri oluşturmuştur.

Biliyoruz ki, deprem kaçınılmaz olarak bir kez daha karşımıza çıkacaktır. Bu jeolojik gerçekliğin bilinmesine, yaşadığımız 1999 Marmara ve 2011 Van depremlerinin acı sonuçlarına rağmen, meydana gelecek yeni bir depremin yeniden bir afete dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Sürekli ifade ettiğimiz gibi, ülkemizin en temel gündem maddelerinden biri olması gereken  Deprem, bugün ne yazık ki unutulmuş ve unutturulmuştur.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak defalarca paylaşmamıza rağmen bu güne kadar hala hiçbir adımın atılmadığı önerilerimizi bir kez daha açıklamayı ve tekrar tekrar uyarmayı bir görev biliyoruz.
Toplumsal ve yönetsel düzeyde tüm kaynakları zarar azaltma hedefine yönlendirecek, kişi ve kurumlar arasında eşgüdümü sağlayacak, mevzuat, kurumsal yapılanma, eğitim, sağlık v.b. alanlarında kısa, orta ve uzun dönem hedef ve ilkeleri denetim süreçleri ile birlikte ortaya koyan kapalı kapılar ardında bazı kurumlar tarafından hazırlanıp topluma dayatılan değil, üniversitelerin, kamu kurum ve kuruluşların, meslek örgütlerinin ve sivil tolum kuruluşları ile siyasi partilerinde içinde yer aldığı geniş katılımlı bir grup tarafından oluşturulmuş bir ekip tarafından ‘Stratejik Afet Eylem Planı` hazırlanmalıdır. Hazırlanacak Stratejik Afet Eylem Planı`nda kurum, kuruluş, meslek örgütleri, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin rolleri ve yapacakları görevler ile bu kurumlar arasında eş güdümü sağlayacak kurumların görev ve sorumlukları belirlenmeli, bu plan TBMM`nin de onayı alınarak yasal bir zorunluluk haline dönüştürülmelidir. Belirlenen görev ve sorumluluklar uygulanabilirliği ile en kısa zamanda  hayata en geçirilmelidir.
Bu stratejik plan çerçevesinde:

  1. Afetlerle doğrudan veya dolaylı ilişkili tüm mevzuat ‘İmar, Afet, Yapılaşma Ve Denetim` kanunları yeniden düzenlenmeli ve bu kanunlar birbirleriyle entegre olacak biçimde çıkarılmalıdır.
  2. Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı kurulduğu günden bu güne kadar geçen zaman dilimi içinde çoğunlukla acil durumlara müdahale amacıyla ‘Kriz Merkezi` gibi çalışmış, afetlere ilişkin çalışmalar ikinci planda kalmıştır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yeniden yapılandırılarak, doğal afet çalışmalarının her evresine öncülük edecek, kurumlar arasında yetki karmaşasına neden olmayacak, yetki ve sorumluluğunu diğer kurum, kuruluş ve meslek örgütleri ile paylaşacak ve her düzeyde eş güdümünü sağlayacak yaptırım gücüne sahip bir kurum haline dönüştürülmelidir.
  3. Depremlerden ve diğer bütün doğal ve toplumsal afetlerden korunma yönündeki istemler, en temel insan hakkı olarak ele alınmalı ve daha güvenli, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin her yurttaş için temel insan hakkı olduğu ana ilke olarak kabul edilmelidir. Afetlerde en büyük kaybı yaşayan dar gelirliler ile sosyal desteğe ihtiyaç duyan kesimlerin, afet sonrasında sağ kalsalar bile yaşam dayanaklarını yerine koyamayacakları gerçeğinden hareketle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nca 6306 sayılı kanunda gerekli değişiklikler yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.
  4. Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak Belediyeler, İl Özel İdareleri ile Milli Emlak Genel Müdürlüğü işbirliği içinde sağlıklı ve güvenli yerleşimler için her yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli arsa ve arazi rantı engellenmelidir.
  5. 1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla bazı mal ve hizmetlere getirilen ÖTV (Özel Tüketim Vergisi), zaman ve süreç içinde hem zorunlu hale gelmiş, hem de elde edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır. Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV`den elde edilen kaynağın belli bir oranı bu amaçla oluşturulacak bir fona (Afet Fonu) aktarılmalı, bu “fon” afetlerle mücadeleye yönelik projelerde kullanılmalıdır.
  6. Kurumların bütçelerinin belirli bir bölümünü afetlere yönelik projelere ayırma zorunluluğu getirilmelidir.
  7. Dünyada zarar azaltma süreçlerinin ilk adımı olarak görülen ve afete duyarlı planlamayı sağlamada önemli bir araç olan Afet Tehlike Haritalarının  hazırlanmasına yönelik çalışmalar Kamu Kurumları ve Üniversiteler işbirliğinde ivedi olarak başlatılmalı; Deprem Tehlike Haritalarının yanı sıra, Heyelan Duyarlılık ve Risk Haritaları, Çığ Düşmesi Risk Haritaları, Su Baskını Haritaları üretilmeli veya güncellenmeli, bu haritalar planlama süreçlerinde girdi olarak kullanılmalıdır.
  8. Sınırları mülki idare sınırı olan ve ülke nüfusunun yaklaşık %75`ini oluşturan 30 Büyükşehir Belediyesinin kentsel/kırsal alt ve üst yapı hizmetleri (yol, su, kanalizasyon, köprü, baraj vb)  ile binaların projelendirilmesi süreçlerinin doğru olarak yürütülmesinde gerekli olan jeolojik-jeoteknik etütlerin yapılması, kontrol edilmesi ve denetiminin sağlanması, kentsel su temini, yeraltısuyu kaynak ve rezervlerinin araştırılarak ortaya konulması, yeraltısuyu havzalarının korunması, jeotermal kaynak ve doğal mineralli sulardan arzu edilen yararın sağlanması süreçlerinin doğru yürütülmesi ve geliştirilmesi için Büyükşehir Belediyeleri idari yapılanması içerisinde "Jeoloji-Jeoteknik Etütler ve Yeratısuları  Daire Başkanlığı" kurulmalıdır. Bu illerimizin sınırlarının değişmiş olması göz önüne alınarak, son çıkarılan yönetmeliklere uygun imar planlarına esas jeolojik jeoteknik etüt raporlarının tamamı ivedi şekilde tekrar revize edilmelidir.
  9. 4708 sayılı Yapı Denetim Yasası yenilenerek; yapı denetim sürecinin yapının üzerine inşa edileceği parselin zemine aplikasyonundan başlayıp yapılacak yapı türü, niteliği, büyüklüğü, temel derinliği v.b. unsurlar dikkate alınarak parsel üzerinde gerçekleştirilecek zemin ve temel etüdü ile yapının tamamlanmasından sonra yapının izleme ve bakım süreçlerini de dikkate alarak yeniden tarif edilmeli ve yapı ruhsatı vermeye yetkili kuruluşlar ile yapı denetim kuruluşlarının bu denetim içindeki fonksiyonları yeniden tanımlanmalıdır. Ülkemizin jeolojik yapısı nedeniyle afet tehlikeleri açısından oldukça riskli olması nedeniyle "zemin ve temel etütlerinin yapım, üretim ve raporlama süreçleri yapı denetim süreçlerinde yer alacak Jeoloji Mühendisleri tarafından yerinde denetlenmelidir.
  10. Deprem zararlarının azaltılması yönünde yapılması gereken pek çok çalışmaya temel oluşturan diri fay haritaları incelendiğinde, bir çok yerleşim biriminin fay hatları veya zonları üzerinde, yakınında veya etki alanında yer aldığı görülerek; öncelikle diri fayların üzerinde yer alan yerleşim bölgelerinde üretebilecekleri deprem büyüklükleri de baz alınarak yapı yapılması engellenmeli, riskli alanlar kamuoyuyla da paylaşılarak terk edilmelidir. Bu amaçla en kısa sürede TBMM den bir "Fay Yasası" çıkarılmalıdır.
  11. MTA tarafından ülkemiz karasal alanları için düzenlenen Diri Fay haritaları, deniz alanlarının tamamını kapsayacak şekilde, kısa süre içinde genişletilmelidir.
  12. Gerek MTA tarafından yenilenen diri fay haritası gerekse de mevcut sismik veri ve kayıtlar ile jeoloji, yapısal jeoloji, tektonik, jeomorfoloji ve paleosismoloji çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayalı olarak farklı ölçeklerde "Sismotektonik Haritalar" hazırlanmalıdır.
  13. Ülkemizin mevcut tektonik yapısı, yeni hazırlanan "diri fay haritası" ile hazırlanacak sismotektonik haritalar baz alınarak "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası" yenilenmelidir.
  14. Halkın barınma ve mülkiyet haklarını elinden alan ranta dönük Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği toplum yararı gözetilerek yeniden ele alınmalıdır. Bu kanun yerine, insan merkezli toplumsal politikaların hayata geçirilmesini esas alan, Üniversiteler, Meslek Odaları, Yerel Yönetimler ve halkın katılımı ile; rant odaklı değil, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkını sağlayabilecek yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Bu anlayış temelinde “Kentsel Dönüşüm” projeleri üretilmelidir.
  15. Ülkemizde sayıları hızla artan yüksek yapıların tasarımı ve deprem güvenliği açısından usul ve esasları düzenleyecek bir mevzuat için ivedilikle çalışma başlatılmalıdır.
  16. Köprüler, barajlar, kıyı ve liman yapıları, kara ve deniz tünelleri, boru hatları, enerji nakil hatları, enerji santralleri, doğal gaz depolama tesisleri, hızlı tren ve otoyol gibi  mühendislik yapılarının gerek yer ve güzergah seçimi gerekse projelendirme aşamalarında deprem/afet güvenliğine önem verilmeli, yeterli jeolojik-jeoteknik inceleme ve modelleme yapılmadan karar süreçleri işletilmemelidir.
  17. Yaşamın ve yaşamsal faaliyetlerimizin jeolojik çevremizde sürdürüldüğü dikkate alınarak, jeolojik çevremize farkındalık yaratılarak doğa olaylarının doğru algılanması için “Jeoloji Dersi” ilköğretimden başlayarak eğitim programları kapsamına alınmalı, örgün ve yaygın eğitim sisteminin her aşamasına afet olgusu doğru bir şekilde entegre edilmelidir.
  18. Çıkarılan Torba Yasa maddesi ile afetlere karşı güvenli yerleşim alanlarının belirlenmesine, nitelikli ve güvenli yapılaşmayı sağlamaya yönelik olarak Odalarımızın yaptığı ve ortadan kaldırılan Kamusal Mesleki Denetim Mevzuatı yeniden düzenlenmeli , sahte mühendis ve mimarların iş yapması, standartlara uygun olmayan niteliksiz mühendislik hizmetlerinin verilmesi önlenmelidir.

Sonuç olarak, TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI olarak bir kez daha ifade ediyoruz, doğa olaylarının afete dönüşmesi "kader" değildir ve toplumsal acıların tekrar tekrar yaşanmaması bizim elimizdedir. .  Yeter ki ortak aklın oluşturulması konusunda  bir niyet ve irade olsun.
Saygılarımızla

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi

Yönetim Kurulu